7 Mayıs 2011 Cumartesi

TEMA’DAN SİYASİLERE TARİHİ ÇAĞRI


12 Haziran’da yapılacak olan 24. Milletvekili seçimlerine katılan siyasi partilerin çalışmaları tüm hızıyla sürüyor.

TEMA Vakfı’ndan tüm siyasilere tarihi çağrı: “Salt ekonomi odaklı projeler dönemi bitmeli, Ekolojik Siyaset dönemi başlamalıdır.”



Konu ile ilgili bir basın açıklaması yapan TEMA Vakfı Trabzon Temsilcisi ve Doğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneği Başkanı Yrd. Doç. Dr. COŞKUN ERÜZ, TEMA Vakfı’nın da hedeflerini açıkladı.


BASIN AÇIKLAMASI ve VERİLEN EK BİLGİLER ŞÖYLE:


MERHABALAR, SAYIN DOĞA VE TARİH DOSTLARI VE BASIN TEMSİLCİLERİ!


“18 yıldır vatan toprağı ve doğal varlıkların korunması, sürdürülebilir kullanımı konusunda kararlı bir şekilde mücadele eden, bizlerinde gönüllüsü olduğumuz TEMA Vakfı tarafından, Haziran milletvekili seçimleri öncesi, bu ülkenin geleceğini beş yıl boyunca şekillendirecek olan siyasi partiler ve milletvekilli adaylarına ve bu adaylara oy verecek biz oy verenlere sosyal ve yaşadığı dünyaya karşı olan sorumluluğu hatırlatmak üzere bir bildiri yayınlanmıştır.

TEMA Trabzon Temsilciliği ve Doğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneği gönüllü ve üyeleri olarak bizlerde bölge milletvekili adayları ve siyasi partilerinden aynı duyarlılığı göstermesini ve ekonomiden değil , önce yaşamımızı sağlayan ekolojiden yana tavır almalarını talep ediyoruz.


Desteğimiz doğaya saygılı olan siyasetedir.


Unutulmamalıdır ki toprak yoksa, su yoksa, temiz hava yoksa, yok saydığımız önemsemediğiniz canlılar yoksa bir gün bizde yok olacağız. Yok olmadan sahip çıkmak için YEŞİLE DUYARLI, DOĞAYA SAYGILI Siyaset istiyoruz. Siyaseti bizim doğamızı yok eden uygulamalara onay vererek, göz yumarak bizim vekâletimizi lütfen kötüye kullanmayınız.


Saygılarımızla…”


Yrd. Doç. Dr. COŞKUN ERÜZ


TEMA Vakfı Trabzon Temsilcisi


Doğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneği Başkanı


**


TEMA’dan Siyasilere Çağrı:


“Salt ekonomi odaklı projeler dönemi bitmeli, Ekolojik Siyaset dönemi başlamalıdır”


TEMA Vakfı, Eko-Siyaset Bildirgesi ile siyasi partilere, salt ekonomi odaklı siyasetten vazgeçmeleri çağrısında bulunuyor.


Çevreye etkisi tartışılan yeni büyük projelerin gündemde olduğu bir dönemde Ekolojik Siyaset anlayışının yaygınlaşması için hazırlanan çözüm önerilerini, 6 Mayıs Cuma günü düzenledikleri basın toplantısında, kamuoyu ile paylaşan TEMA Vakfı, seçmenlerden de, destekleyecekleri siyasi partinin temel insan hakkı olan Çevre Hakkını nasıl koruyacağını sorgulamalarını istiyor.


Gündemdeki büyük projelerin salt ekonomi odaklı olduğuna dikkat çeken TEMA Vakfı, çevreye verilen ve verilecek olan zararların, siyasiler tarafından göz ardı edilmesinin, sürdürülebilir yaşam ve gelişme için kabul edilemez olduğunu belirtti. Ekolojik dengeyi ve doğal yaşam alanlarını görmezden gelmenin geri dönülemez çevre tahribatlarına yol açtığına dikkat çeken TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı A. Doğan Arıkan:

“Doğal varlıklarımızı, alınıp satılacak kullanım malı değil, korunması gereken değerler olarak kabul edip doğaya ve topluma karşı sorumlu projeler geliştirmeliyiz” dedi.


TEMA Vakfı danışmanları ve uzmanları tarafından hazırlanan Eko-Siyaset Bildirgesi, 12 Haziran Genel Seçimleri öncesi siyasi partilere ve seçmenlere bir çağrı niteliği taşıyor. Sadece ekonomi odaklı projelerin yapılması halinde, ortaya çıkacak büyük çevre tahribatlarının önüne geçmek adına tespitler ve çözüm önerileri sunan Eko-Siyaset bildirgesinin amacı, siyasi partilerin, söz konusu bildirgede yer alan maddeleri parti programlarına almalarını sağlamak.


Ekolojik dengenin ve doğal varlıkların korunması adına, Eko-Siyaset Bildirgesi’nde sunulan yönetimsel ve hukuksal düzenlemelerin zaman kaybetmeden hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çizen TEMA Vakfı, Türkiye’nin reel büyümesinin ancak bu çerçevede mümkün olacağını belirtti. Konu ile ilgili açıklama yapan TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi H. Ersin Özince, şöyle dedi:


“Ben, burada bankacı kimliğimle değil, TEMA Vakfı gönüllüsü olarak bulunuyorum. Eko Siyaset Bildirgesi içerisinde, insanı ve doğayı birlikte korumak ve yönetmek için gerekli tüm formüller mevcut. Doğayı korumak için kurallar kesin olarak belirlenmeli; böyle olursa, sürdürülebilir yaşamı mümkün kılan tüm dinamikleri bir araya getirmiş ve yol haritamızı belirlemiş oluruz. Önemli olan bu birlikteliğe odaklanmaktır.”


TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Deniz Ataç ise,


“TEMA, çevre hakkının sürdürülebilir yaşam için olmazsa olmaz bir insan hakkı olduğu gerçeğinden yola çıkarak, Eko-Siyaset bildirgesini hazırladı” dedi.

Deniz Ataç, bildirge ile ilgili olarak, siyasi partilerin gelişme programları kapsamında, Çevre ve Doğal Varlık Yönetimlerini hazırlayarak acilen kamuoyuna sunmaları gerektiğini sözlerine ekledi.


Eko-Siyaset, sadece insanın değil, canlı cansız tüm varlıkların yaşam hakkını koruma anlayışına inanmayı gerektiriyor. TEMA Vakfı, toprağı, suyu, ormanı bereketli, ekonomisi güçlü ve toplumu mutlu bir Türkiye için, tüm siyasi partilerimize katkıda bulunmayı, toplumu bilgilendirmeyi, temel yurt görevi ve topluma karşı sorumluluk sayıyor.


TÜRKİYE ÇÖL OLMASIN! TEMA VAKFI




Editöre Notlar:


Toprağımız, Hızla Ayağımızın Altından Kayıyor


Kökleriyle toprağı saracak, suyu tutacak bitki örtüsünden yoksun kalan topraklarımız, suyla, rüzgârla aşınıp, taşınıyor. Dünya, yılda ortalama 142 ton/ km2, Türkiye tek başına 955 ton/ km2 toprağını erozyonla kaybediyor. Ülke yüzeyimiz her yıl 0,8 mm aşınırken; topraklarımızın sadece % 7’sinde erozyon yok.


Toprak olmazsa üretim yapamaz, gıda güvenliği sağlanamaz. Gıdanızı kendiniz üretmezseniz, dışarıdan çok yüksek fiyatlara, satmak istedikleri takdirde, satın alabilirsiniz. Gıdanız olmazsa aç kalır, başkalarına muhtaç olursunuz.


Çözüm için; 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu, toprağın korunması yönünde iyileştirilmeli, tüm maddeleri acilen uygulanmalı.


Türkiye, Toprak Rezervi Kalmayan 19 Ülkeden Biri


Ülkemizde, toplam yüzölçümünün 1/3’ü olan, 22 milyon hektar tarım alanında üretim yapabiliyoruz. Bu arazinin ancak yarıya yakını verimli tarım arazisi niteliğinde. Binlerce yıldır üzerinde yaşayan insanları besleyen yorgun Anadolu toprağı, amaç dışı kullanımlar, yanlış tarım politikaları ve erozyonla gücünü kaybetmiş durumda. Nüfus ne kadar artarsa artsın, artık yeni toprak rezervimiz kalmadı.


Toprak yoksa üretim de olmaz, soframızda yiyeceğimiz de. Her şey toprağa bağlı olduğu için tarıma elverişli kalan toprağımızı korumak adına önce ondan nasıl yararlanacağımızı belirlemeliyiz. Oysa Türkiye, halen arazi kullanım planlamasını yapmış değil. Tarım arazilerinin üzerine sanayi tesisleri kuruluyor, ormanlar yakılıyor, işgal edilip yapılaşmaya açılıyor, sulak alanlar kurutuluyor.


Çözüm için, topraklarımızı yeteneklerine göre nasıl kullanabileceğimizi belirleyen, nerede tarım yapılıp nerede hangi ürünü üreteceğimiz ve nereyi yapılaşmaya açacağımızı, kesin ve net olarak belirleyen Arazi Kullanım Planlaması’nı yapmalı ve uygulamalıyız.


Kanunun ön görmesine rağmen, bu güne kadar hiçbir adım atılmamış olan BÜYÜK OVALARIN korunması hükmü daha fazla ertelenmemelidir. Tarımsal potansiyeli yüksek ve bozulan-kirlenen ve amaç dışı tabu nedeniyle yok edilen BÜYÜK OVALARIMIZ zaman yitirilmeden Bakanlar Kurulu kararıyla koruma altına alınmalıdır.


Ağaç Sayımız Artıyor, Orman Varlığımız Azalıyor


Ağaç varlığı artan nadir ülkelerden biriyiz. Ağaç varlığımız artıyor, ancak orman varlığımız gitgide azalıyor. Dünyada kişi başına bir futbol sahası düşerken; ülkemizde dörtte bir futbol sahası büyüklüğünde orman alanı düşüyor. Orman, sadece yan yana gelmiş ağaç topluluğu değil; orman canlı ve cansız varlıkların oluşturduğu toprağı, suyu, havayı koruyan bir ekosistemdir. Doğal, yaşlı ve karışık ormanlar, biyolojik çeşitliliğin ve ekosistem sağlığının teminatıdır. Toprak ve su dengesini sağlaması, net karbon birikimini ve oksijen üretim miktarını tutma kapasitelerinin yüksekliği ile ormanlar yaşamsal öneme sahiptirler.


Çözüm için; ormanlarımızdan sadece yararlanmaya odaklı siyaset anlayışı sonlandırılmalı; başta Anayasa olmak üzere ilgili yasalarda ve yönetimsel düzenlemelerde ekosistemi her yönüyle koruyan ve sahip çıkan değişiklikler yapılmalıdır. Ormanları işgal edenlerin hak sahibi yapılarak ödüllendirildiği anlayıştan vazgeçilmelidir. 2/B sorunu satışla değil, insanları mağdur etmeden ‘süreli mülkiyet’ gibi yeni yöntemlerle çözülmelidir. Anayasa’nın 169/son maddesi ve Orman Kanunu’nun 2/B maddesi kaldırılarak yeni 2/B’lerin oluşması önlenmelidir.


Artık ‘SUDAN UCUZ’ Devri Kapandı, ‘SU GİBİ DEĞERLİ’ Devri Başladı


Türkiye’nin tüketilebilir yer üstü ve yer altı su potansiyeli yılda ortalama 112 milyar m3. Ülkemizde kişi başına yıllık hakkımız olan su ise, sadece 1.430 m3. Sanıldığı gibi su zengini değil, su azlığı yaşayan bir ülkeyiz.


Kanada, kişi başına 92.000 m3 ile su zenginliğinde dünya genelinde birinci sırada. Bir Kanadalı, yılda bir Türk vatandaşından 64 kat fazla suya ulaşabiliyor. ABD, Kuzey Avrupa Ülkeleri ve İzlanda 10.000 m3'ün üzerinde su potansiyeli ile su zengini ülkeler arasında. Bir Amerikalı veya İzlandalının suyu, bizden 6 kat fazla.


Dünya üzerindeki tatlı su varlığının sadece % 1.76’sı insan kullanımına uygun. Artık ‘sudan ucuz’ devri kapandı ‘su gibi değerli’ devri başladı. Suyun petrolden daha değerli olduğu anlaşıldı. İklim değişikliği nedeniyle içinde bulunduğumuz coğrafya çölleşiyor. Su paylaşımı için çıkabilecek savaşlar uzak değil.


ÇÖZÜM İÇİN; SU YASASI ACİLEN ÇIKARTILMALIDIR.


Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’nun orijinal taslağını hazırlayan TEMA, ülkesine ve toplumuna duyduğu sorumluluğun gereğini bu konuda da yerine getirmeye çalışmış ve temel nitelikli bir SU KANUN TASARI taslağını hazırlamıştır.


HABER: Trabzon Haber Ajansı – 06.05.2011 Cuma

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder