25 Ocak 2011 Salı

İl Spor Güvenlik Kurulu Toplantısında Bazı Cezalar Verildi


Trabzon Valiliği Basın Bürosundan yapılan açıklamada; İl Spor Güvenlik Kurulu’nun 25.01.2011 Tarihli Toplantısında kurallara uymayan bazı kişilere bazı cezalar verildiği açıklandı.

Basın Açıklamasına Göre:

“10.01.2011 tarihinde saat 16.00’da Valilik ( B ) toplantı salonunda Vali Vekili Aziz MERCAN başkanlığında yapılan Trabzon İl Spor Güvenlik Kurulu toplantısında;

19.01.2010 tarih ve 2010/1 sayılı İl Spor Güvenlik Kurulu Toplantısında; hakkında ceza verilen bir (1) kişi, 28.05.2010 tarih ve 2010/7 sayılı İl Spor Güvenlik Kurulu Toplantısında haklarında ceza verilen altı (6) kişi ve 12.10.2010 tarih ve 2010/13 sayılı İl Spor Güvenlik Kurulu Toplantısında hakkında ceza verilen bir (1) kişi Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesine itiraz etmiş, yapılan itiraz sonucu Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararın şeklen bozulmasından, söz konusu kişilerin 5149 Sayılı kanuna muhalefetleri yeniden görüşülmüş;

5149 Sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun ilgili maddelerine göre;

20.12.2009 tarihinde oynanan Trabzonspor – Fenerbahçe takımları arasında oynanan futbol müsabakasında, müsabaka alanına yabancı madde atan bir (1) kişiye 6 ay Spor Müsabakalarını Seyirden Men ve 1.680.00 TL İdari Para Cezası verilmiştir.

23.04.2010 tarihinde Kavakmeydan – Dernekpazarı takımları arasında oynanan futbol müsabakasında saha içerisine giren üç (3) kişiye ayrı ayrı 1.144.00 TL İdari Para Cezası verilmiştir.

10.04.2010 tarihinde Trabzon Karadenizspor – Ofspor takımları arasında oynanan futbol müsabakasında Spor ahlakına aykırı olarak çirkin ve kötü söz söyleyen üç (3) kişiye ayrı ayrı 1.144.00 TL İdari Para Cezası verilmiştir.

13.09.2010 tarihinde Trabzonspor – Sivasspor takımları arasında oynanan futbol müsabakasında, müsabaka alanına yabancı madde atan bir (1) kişiye 6 Ay Spor Müsabakalarını Seyirden Men ve 1.717.00 TL İdari Para Cezası verilmiştir” denilmektedir. (V. B. B. - 25.01.2011)

24 Ocak 2011 Pazartesi

"T.B.M.M’ NİN ZAMANIMIZDAKİ EN ÂCİL PROJESİ, İŞSİZLİĞİ YOK ETMEK PROJESİ OLMALIDIR"

Araştırmacı yazar MUSTAFA YAZICI

Türkiye’yi kalkındırmak isteyenler önce Türkiye’nin istikbali olan gençlerini bir işle üretime yönlendirmelidirler. Üniversiteleri bitiren gençler hemen bir meslekte işlerine başlamalıdırlar. Türkiye nüfusu yetmiş (70)milyonu aştı.


Nüfus genç…


Fakat on beş milyon işsiz var. Nasıl geçinecekler? Nasıl yuva kuracaklar? Nasıl yarınları omuzlayacaklar? Nasıl icâd ve keşifler yapacaklar? Vatana nasıl hizmet edecekler?


Trabzon’da ise yüzbin civarında.. İlgili birimler Türkiye’deki işsizleri beş milyon, Trabzon’dakileri on bin gösteriyorlar.. Tabii ki yalan..


Devlet Plânlama Teşkilâtı’ndaki rakamlarda Trabzon’un kalkınmışlık sırası 38-4O civarındadır. Seksenbir vilâyetin içinde kırkıncı kalkınmışlık sırası Trabzon’a yakışıyor mu? İki yüz civarındaki dünya devletleri içinde yüz küsürüncü sıralarda olmak Türkiye’ye yakışıyor mu? Yakışmaz. Çünkü: plân-proje yok. Üretim ve ihracat yok.. Çoğu ithalat.. Yani hazırcılık.. Hazırları pazarlamak…Üretip hazırlamak yok.. Enflasyon da asıl bu hazırcılık yüzündendir.. Birileri hazırlayacak. Herkes hazırı satacak.. Böyle ekonomi ve bereket olur mu?


Hormonlu ve GDO’lu sağlıksız ekonomi işte asıl bu yüzden.. Balıkta Norveç’e, sarımsakta incik-boncuk sanayiinde Çin’e, Domates ve diğer sebze tohumlarında İsrail’e, yoğurtta Fransa’ya, diğer hayvan ürünlerinde Hollanda’ya, tahılda Meksika’ya, sanayide ileri ülkelere muhtaç oluşun asıl sebebi işsizliktir.


İşsizliğin çaresi ise son zamanlarda moda haline gelen Çin filmlerinde veriliyor.. Adam yetiştirmek.. Adam yetiştirecek elemanı yetiştirmek.. İşin sırrı budur.


Halbuki, üniversite programlarına bakınız.. Gençlerimiz pırıl pırıl.. Atak, cesur, çalışkan, zeki ve çok becerikli. Sorunları çözmeye ne güzel görüşler getiriyorlar.. Ellerinden tutan ve destek veren yok…Bu olsa ne iş mucizeleri gösterecekler.. Neler neler.. Onları internet kafelerine mecbur edip işsiz bırakanlar eski sigaralı kahvehanelerden beter bir tembelliğe itiyorlar da haberleri yok.. Kimi üniversiteye imtihansız alınmaz. Kimi üniversiteden mezun olur, iş verilmez.. Yazık değil mi bu boşa akan akıl, ilim ve kan enerjilerine.. Bundan büyük kayıp var mı?


T.B.M.M. istedi mi bir GAP projesi yapıyor.. Fakat neden bir işsizliği yok etme ve üretme projeleri yapmıyor? Afrika devleti Libya bile köyleri belde, ilçeleri il yapma yerine TOKİ misâli, anahtar teslimi birkaç yeni şehir inşa ederek işsizleri orada iskân ettirip işe ve maaşa bağlıyor. Böylece sorun çözülüyor.. Bir Afrika devleti kadar uyanamadık mı?


Türkiye’nin iki buçuk misli büyük toprağı var, “var mı bana yan bakan?” diyor.. Ben iktidarlar kurulurken iki şeye dikkat ediyorum. Biri, ilim projesi var mı? Diğeri: işsizliği yok etme projesi var mı? Yoksa bu iktidar da hazırcı demektir. Olan devlet mallarını da satacak ve özelleştirecek demektir.. Böyle iktidarların diğer devletlerin paralarının yanında parasının değeri olur mu? Sadece particilik yaparlar o kadar..


Halbuki, bir Libya Dinarı iki buçuk Amerikan dolarıdır. 1982-83 yıllarında Libya’nın Başkenti Trablus’ta birbuçuk sene bir Türk Şirketine tercümanlık yaptım, oradan biliyorum. Kaddafi 1969’dan beri iktidarda. Bizdeki gibi altmış partisi de yok..Türkiye Libya’yı beş yüz sene yönetti, şimdi ne durumda? Allah’a ve kula reva mı? Okullarda sınıflarda kitabı ve dersi başındaki öğrencileri bir fabrikada işinin başında çalışırken salon salon üretici olarak düşlemedikçe bu gibi devletçilikler, particilikten öteye geçemez. İktidarlar asla muktedirler olamazlar.. SADECE ÇALIŞMAK FARZ DEĞİL, ÜRETMEK DE FARZDIR. Balsız arı vızlaması neye yarar?


İMF kapılarında el açmak hep üretimsizlikten ve işsizlikten değil mi? Atatürk’ten sonra, hiç buğday tarlalarında, traktörlerin ve çiftçilerin yanında veya öğrencilere ders anlatırken bir devlet adamı gördünüz mü? Veya Fâtih, Yavuz ve Kanûnî gibi ülke topraklarını bereketlendiren devlet adamları yeniden yetişiyor mu? Oturup da işsizliği yok etme toplantısı ve projesi yapan bir milletvekili grubu gördünüz mü?


Fakat, KIYAK EMEKLİLİĞE imza atıp kendi ceplerini dolduranları çok gördük… İşsizliği yok etmeye hiç kimse bakmıyor.. Bari, Trabzon milletvekilleri parlamentoda bir işsizliği yok etme projesi toplantısı başlatsınlar da bütün Türkiye’ye, hatta dünyaya kalkınmada örnek ve önder olsunlar.. Trabzonlulara bu yakışır… Yoksa, adımız maççıya çıkmaktan kurtulamayacak…


TOKİ’ye stad veya konut yaptıracağına veya İlçeleri il yapacağına devlet Türkiye’nin geniş, uçsuz bucaksız âtıl arazilerinde üçer milyonluk beş tane yeni şehir yaptırsa, on beş milyon işsizi mesleklerine göre görevlendirerek hemen iskân eder. Onları bu şehirlerin konutlarına yerleştirir. Yirmi beş sene- emekli olana kadar-maaşlarından keser alır.


Vatandaşlar bak ülkeyi nasıl kalkındırır. Kimi de geniş arazilerde Traktörlü ziraatte çalıştırılır. Böyle işsizlik GAP’ı projesi daha iyi olmaz mı?


Osmanlı ve Atatürk dönemindeki fabrikalar bile yer yer kapandı. Uçak ve motor fabrikaları da dahil.. HELE TRABZON’A TEK FABRİKA KURULMADI. DEMİRYOLU ve TREN bile halâ gelmedi. İŞSİZLİK sıfırlanmadan ülke kalkınır mı?


KAP, KEİB ve DOKAP projeleri ne oldu? YOKSA, ATATÜRK VE KANÛNÎ ALEYHİNE FİLM ÇEVİRİP İZLETMEKLE VEYA AB – ABD VE PKK GÜDÜMLÜ KÜRT AÇILIMI İLE KALKINACAĞINI ZANNEDENLER Mİ VAR? Adama demezler mi : “Geçti Bor’un pazarı. sür eşeği Niğde’ye; işsizliği yok etme, üretimi artırma projeniz nerde?” diye..


Bilmem bu “ANAHTAR TESLİMİ ŞEHİRLER” projesi teklifimi T.B.M.M. nazar-ı itibara alacak mı? Hiç olmazsa sesimizi TOKİ Başkanı Trabzonlu Hemşehrimiz duysun.. O bile yeterde artar bile….


MUSTAFA YAZICI - 1.14.2011
Araştırmacı Yazar


www.ilkhabergazete.com

SEMA KIZILCIK: “TÜRK KADINLARI HER ALANDA OLMALI”


Trabzon Valisi Dr. Recep Kızılcık’ın eşi Sema Kızılcık tarafından organize edilen ‘Kadınların Hukuksal Sorunları’ konulu eğitim seminerinin ilki Trabzon Toplum Merkezi’nde gerçekleştirildi.



Eğitim Seminerine Bayan Kızılcık’ın yanı sıra Vali Yardımcısı Aziz Mercan’ın eşi Suna Mercan, Vali Yardımcısı Mahmut Halal’ın eşi Nilüfer Halal, Sosyolog Esengül Kibar ve yaklaşık 50 bayan dinleyici katıldı.


Kadınların toplumsal hayata daha fazla katılımlarını sağlamak için çalıştıklarını belirten Bayan Kızılcık,


“Değişen ve gelişen dünya şartlarında artık Türk kadınlarının her alanda söz sahibi olması isteyen biri olarak kadınlarımızın bilinçlendirilmesini hedefliyoruz. Kadınların toplumsal hayatta ki statüsünün iyileştirilmesi, sosyal ve ekonomik şartlarının düzeltilmesi ve sosyal hayat içerisinde daha aktif olarak yer alabilmeleri için önemli çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Bu yönde ilimizde yaşayan kadınlarımızı hukuk, psikolojik, sağlık ve eğitim alanında bilgilendirmek ve bilinçlendirmek için çeşitli seminerler düzenliyoruz” şeklinde konuştu.



Trabzon’da kadınların sosyal, kültürel ve ekonomik alanda aktif rol alabilmesi için birçok projenin hayata geçmesini sağlayan ve sosyal projelere büyük destek veren Bayan Kızılcık, Karadeniz kadınının her alanda lider olabilecek güce sahip olduğunu söyledi.


Trabzon’da yaptıkları faaliyetlerin başarıya ulaşması için tüm sosyal kesimlerin projelerine destek vermesini isteyen Bayan Kızılcık, kadınların sorunlarının ancak birlikte hareket edip, projeler geliştirilerek, çözülebileceğinin altını çizdi.


Öte yandan Trabzon Barosu’ndan 5 avukatın katıldığı programın bir yıl sürmesinin planlandığı ifade edildi.



Bayan Kızılcık daha sonra Kadın İstihdamının Desteklenmesi Hibe Programı kapsamında Merkezi Finans İhale Birimi ve Trabzon Valiliği işbirliği ile yürütülen “Mum İçinde Trabzon Tarihi” Projesi kapsamında yapılan eserleri inceledi. (V.B.)

23 Ocak 2011 Pazar

EMEKLİ POLİS MEMURU TEMEL TERZİ, KALP AMELİYATI OLDU


Emekli Polis Memuru Temel Terzi, bugün İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi hastanesinde kalp ameliyatı oldu.
Trabzon Akçaabat’a bağlı Doğanköy Beldesi Kavazlı Mahallesinden olup Ankara Sincan’da ikamet eden Emekli Polis Memuru Temel Terzi, iş nedeniyle gittiği Çorlu’da dün aniden kalp krizi geçirdiğinden acil olarak, İstanbul’da önce özel bir hastaneye kaldırıldı. Ardından İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırıldı.


Temel Terzi(50), İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde bugün (23.01.2011 Pazar Günü) ameliyata alındı. Ameliyatı iyi geçen Terzi’nin yoğun bakım servisinde tedavisi sürmektedir.


Edinilen bilgiye göre Terzi’nin sağlık durumu iyiye gitmektedir.


Temel Terzi’ye geçmiş dileklerimizle Allah’tan acil şifalar dileriz.

FIRINCI OLGUN ATAÇ DİZİNDEN AMELİYAT OLDU


Akçaabat Doğanköy Beldesi Merkez Fırını Sahibi ve İşletmecisi Olgun Ataç dizinden ameliyat oldu.


Akçaabat Doğanköy Beldesi Merkez Fırını Sahibi ve İşletmecisi Olgun Ataç, 21.01.2011 tarihinde dizinden ameliyat oldu. Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı bir ameliyatın ardından Farabi Hastanesinin Ortopedi Servisi 305 numaralı odasından tedaviye alındı. Edinilen bilgiye göre; Ataç’ın sağlık durumu iyidir.


Olgun Ataç’a geçmiş dileklerimizle Allah’tan acil şifalar dileriz.



FOTO: SonerTUTKUN

ÇIĞ DÜŞMESİ SONUCU HAYATINI KAYBEDEN 10 DAĞCI, ZİGANA DAĞI’NDA ANILDI


Zigana Dağı'nda, 25 Ocak 2009'da yürüyüş sırasında çığ altında kalarak, yaşamını yitiren 10 dağcı için anma töreni düzenlendi.



Zigana’da bulunan anıt önündeki törene Trabzon Valisi Dr. Recep Kızılcık, Gümüşhane Valisi Enver Salihoğlu, Gümüşhane İl Jandarma Komutanı Albay Şerafettin Yılmaz, Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanı Alaattin Karaca, Trabzon Tenis Dağcılık Kayak İhtisas Kulübü Derneği (TEDAK) Yönetim Kurulu Başkanı Melih Tankutay, Gümüşhane Dağcılık ve Doğa Sporlar Kulübü Başkanı Mustafa Akbulut, kamu kurum ve kuruluşları temsilcileri, hayatını kaybeden dağcıların yakınları ve çok sayıda vatandaş katıldı.



Törende konuşan Vali Kızılcık bu tür acıların bir daha yaşanmamasını temenni ederek,


“Dünya var oldukça bu tür sporlar ülkemizin hazinelerini keşfetmek için olmalıdır. Afetlerde, kurtarma faaliyetlerinde bulunabilmeleri için bu tür faaliyetleri devam ettirmeliyiz. Bu kadar dar bir alanda 10 şehidimizi çığ sebebiyle verebiliyoruz. Buranın bilim adamlarımız tarafından incelenmesi ve ders olarak da okutulması gerekiyor” dedi.


Her acının bir azalma dönemi olduğunu ancak yaşanan bu afetteki acısının azalma döneminin oldukça uzun süreceğini ifade eden Vali Salihoğlu ise,


“Bizler burada yılda bir defa anma törenleri düzenliyoruz, dağcılarımız yürüyüşler yapıyor. Ancak aileleri evlerine her gittiklerinde bu acıyı yaşayacaklar” şeklinde konuştu.



Yapılan duanın ardından grup Zigana Gümüşkayak Tesislerine kadar yürüdü.


Gümüşhane’nin Torul ilçesine bağlı Zigana Dağı'nda, 25 Ocak 2009'da yürüyüşe çıkan TEDAK üyesi 17 kişi, çığ altında kalmıştı.


Çığ olayında;

Burçak Sevim, Özlem Timurcuoğlu, Hasan Ali İsoğlu, Davut Akdeniz, Erhan Terzi, Hüseyin Karaosmanoğlu, Gülhanım Piyale, Yasemin Aktaş, Dursun İnan olay yerinde, Hüsniye Sarıbıyık da tedavi gördüğü Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesinde hayatını kaybetmişti.


Çığ kazasında Rahmi Keleş, Yonca Yılmaz, Elmas Aykaç, Ural Ayar, Hasan Anahar, Hasan Çiftçi ve Emel Şimşek de yaralanmıştı. (V.B.)

Farozlular Derneği Lokalinin Açılışına Vali Kızılcık da Katıldı


Trabzon Valisi Dr. Recep Kızılcık, Trabzonspor’un en eski taraftar gruplarından Farozlular’ın yeni lokalinin açılışına katıldı.



Açılışa Trabzon Valisi Dr. Recep Kızılcık, İl Emniyet Müdürü Feridun Boz, CHP Genel Başkan Yardımcısı Volkan Canalioğlu, Trabzonspor Asbaşkanı Nevzat Şakar, Medical Park Trabzonspor Basketbol Kulübü Başkanı Saner Ayar, futbolculardan Egemen Korkmaz ve çok sayıda taraftar katıldı.


Vali Kızılcık, bu sezon sonunda 27 yıldır özlemi çekilen şampiyonluk kupasını kaldıracaklarına inandıklarını söyledi.


Farozlular Derneği’ni, stattaki yaptıkları tezahürattan dolayı çok iyi tanıdığını ifade eden Vali Kızılcık,


“Bütün taraftar derneklerimizi şüphesiz seviyoruz. Onlar bizim Trabzonspor’umuzun ve Trabzon şehrimizin olmazsa olmazları. Onların gayreti ile Trabzonspor’umuz başarıdan başarıya koşuyor.


İnşallah sezon sonunda da istenilen hedefe ulaşacağız ve 27 yıllık hasret bitecek. Taraftarların takımlarına bu desteklerini artarak, devam etmesini istiyorum. Yaptıkları bu fedakârlıktan dolayı dernek yöneticileri ve taraftarlarımıza teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.


Daha sonra Vali Kızılcık ve davetliler, lokal binasını gezdi. (V.B.)

Failleri ‘Meçhul’ Değil


www.takagazete.com - 23.01.2011 Haberi


Trabzon Barosu tarafından düzenlenen ‘‘Uğur Mumcu Ve Faili Meçhuller’’ konulu panel Hamamizade İhsanbey Kültür Merkezi`nde gerçekleştirildi.

Gazeteci-Yazar Faruk Mercan`ın yönettiği panele konuşmacı olarak Eski Kültür Bakanlarından Fikri Sağlar, Gazeteci Yazar İsmet Berkan ve Hukukçu Prof. Dr. Önder Aytaç katıldı. Panelde konuşan Prof. Dr. Önder Aytaç, Emniyet açısından “Faili Meçhuller” konusuna bakıldığında “Türkiye`de faili meçhul yoktur. Faili belli faili meçhuller vardır” dedi.


Hepsinin Failleri Bellidir


Hepsinin faillerinin belli olduğunun altını çizen Aytaç; “ Faili Meçhul değiller. Failleri belli Faili Meçhullerdir. Geçmişteki olaylara bakarsak Ogün Samast`ı babası ihbar etti Diyarbakır`da taş atan araba yakan çocuklarını döven anneler var. Hepimiz topyekün böyle tavırlar koyabilseydik, bugün belki faili belli faili meçhulleri konuşmayacaktık. Statükoyla statükoya karşı çıkanların mücadelesi bu olayların hepsinde var. Diyarbakır`da görev yapan bir emniyetçi arkadaşım Osman Baydemir`i hiç sevmem, bazı hareketlerinden nefret ederim. Ama Osman Baydemir`i 3 ay çocuğumu eşimizi gördüğümden çok gördük. Ayağı kayıp düşse kendimizi önüne attık ki, kayıp düşerse ve ona bir şey olursa ortalık karışmasın’ diyerek yaşananları bana anlatmıştı” dedi.


İnsanları Birbirine Kırdırmak Siyasetin Bir Parçası


Gazeteci İsmet Berkan ise 12 Eylül döneminden bugüne yaşanan terör olaylarına değinerek “12 Eylül öncesinde onlarca sol Kürt örgütü vardı. 12 Eylül`den sonra her yerden Apocularla ilgili haberler geliyordu. Apocular o dönemde diğer kürt örgütleri tek tek temizliyor veya sindiriyordu. Ama şunu da görüyorduk, Apocular ve PKK böyle bir iş yaptıkları için takdir görüyorlardı. Benzer filmi 1990`lı yıllarda Hizbullah için gördük.


Hizbullah’ın bizzat dönemin güvenlik yetkililerinden takdir gördüğünü biliyoruz. Çünkü PKK`lıları öldürüyorlardı. O dönemin olağanüstü bölge valilerinin, ne var yani kötü mü yapıyorlar, PKK`lıları temizliyorlar dediğini kendim duydum. Bu tür olayları yapmak, örgütleri veya insanları birbirine kırdırmak Türkiye`nin iç güvenlik siyasetinin bir parçası maalesef”’ dedi.

www.takagazete.com - 23.01.2011

MÜSİAD Trabzon’da; Sarı’nın Yerine Mahitapoğlu


Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Trabzon Şubesi’nin 6. Olağan Genel Kurulu bugün yapıldı. Cephanelik Restoran’da yapılan ve tek liste ile gidilen Genel Kurul’da MÜSİAD Trabzon Şube Başkanlığı görevine Hanefi Mahitapoğlu getirildi.

Gelecek Demiryolu Üzerinden Yapılıyor


Genel Kurul’da aday olmayan eski Başkan Ahmet Sarı, kendi dönemlerinde hayata geçirdikleri projelere ilişkin bilgi verdi. Sarı şunları söyledi:

Trabzon için Projem Var’ yarışmasıyla kentin ufkunu bir boyut öteye taşıdıklarını kaydederek “GAP-Trabzon hattı üzerinde bulunan ve şubelerimizle Türkiye’ye yaptığımız ‘Demiryolu’ çağrısı kentimiz adına yeni bir devrin başlangıcı olmuştur.


O gün için demiryolunu gündem yapmak fizıbıl değildir diyenler bugün demiryolunun hangi güzergâhtan geçeceğinin hesabını yapıyor. Gelecek projeksiyonlarını demiryolu üzerinden yapıyorlar, dün için bizi reel olmamakla suçlayanlar bugün tüm şehirlerde harekete geçen demiryolu platformlarının ışığını yakalamak için uğraş veriyorlar. Bu minvalde MÜSİAD’ın onurlu bayrağını taşıdığımız üç yıl boyunca hiçbir zaman gurur ve kibirin esiri olmadık.


Demiryolu için yola çıktığımızda her zaman bu projenin Trabzon projesi olduğunu hep birlikte hareket ederek hedefe daha rahat ulaşabileceğimizi ifade ettik. Bununla da kalmadık, dönemin tüm aktörlerinin ayağına giderek kendimiz için ehemmiyet arz eden demiryolu projesinin ancak ve ancak bugün Trabzon-Erzincan Demiryolu Platformu tüm kararlılığı ile yoluna devam ederken artık düşlerin gerçek olmasına ramak kalma hedeflerini yine hep daha ileriye ufkunu yine bir boyut ötesine taşımaya devam ediyor” dedi.


Demiryolu Önemli Konu


Yeni başkan Hanefi Mahitapoğlu ise yaptığı konuşmada;

“Bundan sonra yapacağımız çok şey var. Demiryolu önemli bir konu. Şehrimiz konsept bir şehir, gıda ve benzeri ürünlerin nakledildiği bir yer. Çok önemli bir konu daha var, 2000 yılından bu güne Türkiye’de gelişen ekonomik ve istikrar Türk sanayi sektörünün önemli anlamda güçlü bir şekilde sahneye çıkmasını ve dünya pazarlarında kıymet kazanmasına neden olmuştur.

MÜSİAD Genel Merkezi olarak dünyayı Türkiye’ye topladık, Türkiye’nin güzelliklerini ve imkânlarını dünyaya tanıttık. Biz bunu Trabzon ölçeğinde ‘ne yapabiliriz?’ diye düşündüğümüzde Trabzon’un üretim ve kaynaklarını dışarıya pazarlayabilecek organizasyonlar yapabiliriz. ‘Ne yapabiliriz ?’ diye yeni projeler üretmemiz gerekir diye düşünüyorum. Bu anlamda bir performans sergileyeceğimizi düşünüyorum” diye konuştu.

www.takagazete.com - 23.01.2011

AHMET MUSAOĞLU, TARİH HATASININ DÜZELTİLMESİNİ İSTEDİ


Araştırmacı Yazar AHMET MUSAOĞLU, Yavuz Sultan Selim Han’ın annesi Dulkadiroğlu Beyi Alaüddevle Bozkurt Bey’in kızı Ayşe Gülbahar Hatun adına yaptırılan Trabzon Atapark’taki Camii’nin yapılışına ilişkin tarih hatasının düzeltilmesini istedi.


Konuya ilişkin Araştırmacı Yazar Ahmet MUSAOĞLU’nun Makalesi Aşağıda Sunulmuştur.


‘Anaların Yavuzu’nun ‘Türbe ve Camii’ sorunu!..


Uzun bir zamandır yazıyor, “Bakmayın siz Trabzon’umuza da ‘kültür şehri’ denilmesine, geçmişte öyle idi. Ama şimdilerde nerede; ‘bilgisizlik’ şehrimizde de yaşam biçimi olmuş, tüm şehirlerimizdeki gibi sergileniyor. Bilgisizlik ‘bilgi’nin yerine ‘değer ölçüsü’ olunca, ‘anormal davranış’lar ‘normal’, ‘normal davranış’lar da ‘anormal hal’ olarak yaşanıyor artık. Anormallik o kadar ‘normal hal’ halini aldı ki, hiç kimse farkında bile olamıyor anormalliğin artık.” diyorum…


Bugün de ‘aynı düşünceyi’ taşırken, yine, “Seni de sigaya çekecek bir Molla Kasım’ her dem bulunur hâli” rolümüzde, çok uzun zamandır farkında olunamayan bir “anormalliği”, bir ‘Çarpık kültür’ örneğini sizlerle paylaşıyorum. Osmanlı’nın ‘üç önemli’ padişahına; Feth edene, Şehzadelik yapana ve Kanuni olana ‘taht şehri’ olmuş Trabzon’umuzdan…


‘Eski Bir Başkent Ruhu’ taşıyan şehir…


Trabzon’lu şair rahmetli İhsan Topçu Bey’in, “Trabzon Sevdalanması” başlıklı şiirinde geçen, “Eski Bir Başkent Ruhu dolaşır” dizelerinden doğan ismiyle de, “Eski Bir Başkent Ruhu” taşıyan bu ‘özel mekân’da yaşamış “muhteşem üçlü”nün ‘ikincisi’, “Yavuz olan”ın annesi; Gülbahar (Ayşe) Hatun Sultan, Trabzon’umuzda ‘geçici uykusunu’ sürdürüyor. Yavuz Sultan Selim’in, annesinin hatırası için yaptırdığı, “Gülbahar Hatun Türbesi”ndeki sandukasında yatıyor. Türbenin hemen batı/yanıbaşında da, Yavuz’un annesi adına yaptırdığı, “Hatuniye Camii”, “Büyük İmaret Camii” ve “Valide Sultan Camii” adlarıyla da anılan, “Gülbahar Hatun Camii” bulunuyor. Gülbahar Hatun ismi, bu “Türbe” ve “Camii” de yaşıyor, Trabzon’un bir ‘mahallesinin ismi’ olarak da yaşatılıyor. Fakat, hemen her ‘güzel şeyi’ kaybettiğimiz gibi, ‘güzelim Trabzon’u da, bilgili/kültürlü (güzel) insanları da kaybettik!…


Kaybettiklerimizin biri de “Ayşe Gülbahar Hatun Sultan” oluyor. Bu muhterem kadın için, gezi türünün güzel örneklerini veren Yazar-Edebiyatçı İsmail Habib Sevük; “Yavuzu doğuran Ana, anaların Yavuzu” diyor. Yazı konumuz bugün, “Yavuzu doğuran Ana, Anaların Yavuzlarından biri” de o olan, Ayşe Gülbahar Hatun adına yaptırılan “Türbe” ve “Camii”nin, ‘yapılış’ tarihlerinin verilişindeki ‘hata/lar’ oluyor…


FOTO:1 (Foto: Ahmet MUSAOĞLU)

Gülbahar Hatun Türbe ve Camii ‘yapılış tarihleri’ ne oluyor!..
“Gülbahar Hatun Türbe ve “Camii”nin, yapılış tarihlerinin sunulmasındaki ‘çarpıklıklara’ itirazlarımı -fotoğraflarla da- ortaya koymak, yazacaklarımı belgelendirmek için, 16 Ocak 2011 Pazar Günü Türbe ve Camii’ye, bu defa fotoğraf çek(in)meye gidince, gördüğüm şunlar oluyor:


1-“Türbe’nin giriş kapısının sağ tarafındaki plaka/levhada, yapılış tarihi olarak; 911 (1505), yani “H. 911 – M.1505” yazdığı görülebiliyor (Foto-1)


2-“Camii”nin, ‘Son cemaat’ mahalline çıkılan merdivenlerinin üst kısmında -çıkan kişinin başı üst tarafında- bulunan levhada, Camii’nin yapılış tarihi olarak; “H(icri) 911 – M(iladi) 1491” tarihi yazıldığı okunuluyor (Foto-2).


3-“Gülbahar Hatun Camii” içine giriş kapısının ‘sağ tarafına’ yapıştırılmış ‘plaka/levha’da ise; “Yavuz Sultan Selim tarafından annesi Ayşe Gülbahar Sultan anısına 1514 yılında yaptırılmış..” açıklaması bulunduğu görülebiliyor (Foto-3)…


 FOTO:2 (Foto: Ahmet MUSAOĞLU)

FOTO:3 (Foto: Ahmet MUSAOĞLU)


FOTO:4 (Foto: Ahmet MUSAOĞLU)

İmdi:
a) Foto-1 ve Foto-2’de verilen, “Türbe”nin ve “Camii”nin ‘yapılış tarihleri’ bilgilerine baktığımızda: “Gülbahar Hatun Türbesi’nin “H.911” tarihinde, “Gülbahar Hatun Camii’nin de “yine aynı tarihte”, yani “Türbe” ve “Camii”nin “H(ciri).911” tarihinde yapıldığını öğreniyoruz!..


b) Foto-1 ve Foto-2’ye yine baktığımızda, “Türbe” ve “Camii”nin ‘yapılış tarihleri’ için, “H(icri).911” tarihi verilse de, “H(icri).911” tarihinin, ‘Miladi karşılıklarının’ birbirini tutmadığını, “Türbe”nin yanındaki levhada “M(iladi).1505” verilirken, Camii’nin, ‘Son cemaat’ mahalline çıkılan merdivenlerin üst kısmındaki levhada ise, “M(iladi).1491” tarihinin verildiğini görüyoruz…


Sizler, “Hicri 911” tarihinin, “Miladi” kaç yılına tekabül ediyor olduğu hesabını yapmadan, biz bu hesabı –Miladi yılın, Hicri yıla çevrimini- sizin için yaptık; “M(iladi).1505” tarihi, “H(icri).911” tarihi ediyor ki, bu durumda; “Gülbahar Hatun Türbesi’nin giriş kapısının hemen sağ tarafındaki ‘plaka/levhada’ okunan yapılış tarihi, “H(icri).911”, “doğru tarih” oluyor…


Miladi tarihten “Hicri tarihe” çeviri hesabımızı, Camii’nin, ‘Miladi yapılış tarihi’ olarak verilen “1491” tarihi için yaptığımızda; ‘Miladi 1491’in “Hicri” karşılığının, “H(icri).896” olduğunu buluyoruz ki, bu durum; ‘merdiven üzerinde (!) asılı levhadaki’, Camii’nin ‘yapılış’ tarihi olarak verilen “H(icri).911” ve “M(iladi) 1491” tarihlerinin, “yanlış tarihler” olduğunu ortaya çıkıyor.


Hâl bu olunca, Türbe’nin yapılış tarihi olan “H(icri).911” tarihi, Camii’nin ‘Hicri yapılış tarihi’ olmuyor. Bunun yanında, “M(iladi) 1491” tarihi de doğru tarih olmuyor.


Camii’nin “doğru yapılış tarihini” gösteren, Camii içerinse giriş kapısının hemen sağ tarafına yapıştırılmış ‘plaka/levhada’ okunan (Foto-3) “M(iladi).1514” tarihini, “Hicri tarihe çevirdiğimizde”, Gülbahar Hatun Camii’nin “Hicri yapılış tarihi”nin, “H(icri).920” olduğunu buluyoruz...


Bu durumda; “Gülbahar Hatun Türbesi’nin yapılış tarihi, “H(icri).911 – M(iladi).1505” olurken, Gülbahar Hatun Camii’nin yapılış tarihi ise, “H(icri).920 – M(iladi).1514” tarihi oluyor…


Doğru tarihler bunlar iken, her gün her kesimden insanın, ibadet veya ziyaret maksadıyla girip çıktığı, bazen de “çeşitli makamların” niyaz ve ibadette bulunduğu bu ‘iki güzide mekanda’ sergilenen ‘tarih çarpıklığı’, ne yazık ki de kimsenin dikkatini çekmiyor. Yazar çizer, ‘sanatevciler’ de ama, “kendi kimliğinden/kültüründen kopuklarca” bir türlü görülemedi, görülemiyor…


Bu görülemeyiş, “kırılan kimliğimizin”; “kendi kimliğimizi” değil de, “Bize/Öze ait olmayan bir başka kimliği” yaşayışımızın sonucu doğmuş, hâlen de yaşıyor!…


Ne yapılması gerekiyor?…


“Gülbahar Hatun Türbesi’ ve “Gülbahar Hatun Camii” için verilen, “911 (1505), yani H. 911 – M.1505” tarihinin, sadece “Türbe” yapılış tarihi olduğu için, Merdiven üzerinde –geçenlerin baş üzerinde- asılı bulunan levhadaki, “HİCİR 911, MİLADİ 1491” yanlışlıklarının değiştirilmesi, yerine, Camii’nin ‘gerçek yapılış tarihi’ olan “H(icri).920 – M(iladi).1514” tarihleri yazılması gerekiyor….


Dahası…


Vakıf(lar) için, “Cahili öğreten okul” tanımı da yapılsa da, ortada olan bu olmuyor. Gülbahar Hatun Sultan’ın “Türbesi” içersini gösteren fotoğrafa baktığımızda (Foto-4), “Türbe” içersinde, yer’de, “Sanduka”nın etrafında bir “halı” bile bulunmayışı sorunu, bir başka “kültürsüzlüğümüz-kendi kültürümüzü yaşayamayışımız” oluyor. “Kültür/Gerçek Bilgi”, hemen öyle kazanılamayacağı için de, öncelikle, “Türbe”nin içindeki “sandukanın” etrafının, ‘acilen’ halı (-otantik) döşenilmesi; “Yavuzu doğuran Ana, Anaların Yavuzlarından biri” olan Gülbahar Hatun Sultan rahmetliye, ama esasta “kendimize” saygımız olacaktır, bekliyoruz…


FOTO:5 (Foto: Ahmet MUSAOĞLU)

‘İdareci ve Alim/İlim adamı’ ilişkisi ‘ölçüsü’…


Mısır ülkesi, Gülbahar Hatun ‘valdemizin’ oğlu Yavuz Sultan Selim Han tarafından 1517 yılında fethedilmişti. Yavuz Padişah, ordusu ile İstanbul'a dönüyordu. Bu sefere, Sultan Selim Han'ın çok saygı gösterdiği büyük İslâm âlimi, zamanın şeyhül-islâmı da olan İbn-i Kemâl hazretleri de katılmıştı.


Ordu, mehter alayının zafer marşları ile geri dönüyor, Padişah ve yanındaki İbn-i Kemâl hazretleri, ordunun başında yürüyorlardı. Bir ara, İbn-i Kemâl'in atı birdenbire ürktü. Atının sıçrattığı çamur, padişahın sırmalı kaftanına bulaşmıştı. Vezirler telaşlandılar. Padişahın tavrının ne olacağını herkes merak ediyordu. Sultan Selim Han, bu büyük âlime dönerek:


-Üzülmeyiniz efendim! Âlimin atının ayağından sıçrayan çamur, benim için en büyük şereftir. Bu çamur, kaftanımın süsü olsun! dedi.


Hemen vezirine:


-Çabuk bana başka bir kaftan verilsin! Bu çamurlu kaftan da böylece hazinemde saklansın! Ben ölünce, sandukamın üzerine örtülsün! diye emir verdi…


İşte, “medeniyet-adalet” doğuran bu tip “idareci-ilim adamı ilişkisi” de, “kaybettiğimiz güzelliklerden” oluyor. Tıpkı diğer şehirlerimizde olduğu gibi, “kültürsüzlüğün” hükümferma olduğu Trabzon’umuzda da “idareciler”, diğer şehirlerdeki “benzer örnekler de” olduğu gibi, “bakkal çakkal!!” açılışlarıyla ya da toplumumuzun “değiştirilip dönüştürülme projeleri” ile ‘daha yoğun’ oldukları için, “münevverlere” pek itibar edilemiyor!…


Trabzon’un, bu ülkenin de “Gerçek Yazarları”ndan biri olarak ‘Bendeniz’, esasta, “İLESAM Trabzon İl Temsilcisi” olarak; Trabzon Valiliği Özel Kalem Müdürü üzerinden telefonla istediğim ‘randevu’ talebim; ya aradan geçen ‘bir aylık bir süre’ yeterli görülmediği ya da Sayın Vali’nin, “Küresel Isınma’yı sorun gören” açıklamasına karşın, –bu şehir/ülkede, “Küresel Isınma iddiasının YALAN/TUZAK” olduğunu anlatan “Tek Eser” sahibi bir Yazar olarak (da) yaptığım, ‘karşı açıklamamın’ beğenilmeyişi sebebiyle olacak -ya da ne bilemiyorum-, hâlâ da “kabul edilmediği”, Ben de zaten, “artık randevu istemediğim” için-, “Gülbahar Hatun Türbesi” ve “Gülbahar Hatun Camii” üzerinden sergilenmekte olan “yanlışlıkların” düzeltilmesi isteğimi, buradan ‘kendileri’, kamuoyu ile de paylaşıyor, tarihe de gönderiyorum…


Ahmet MUSAOĞLU

Araştırmacı Yazar
http://www.ahmetmusaoglu.org/

Akçaabat'ta trafik kazası, 3 yaralı


Akçaabat'ta meydana gelen trafik kazasında 3 kişi yaralandı.


Alınan bilgiye göre Düzköy yolu üzeri Helvacı mevkiinde meydana gelen kazada, Talih Şahin (28) yönetimindeki 61 AV 345 plakalı otomobil sürücünün direksiyon hâkimiyetini kaybetmesi sonucu elektrik direğine çarptı. Kazada sürücü Talih Şahin ile Kartal (42) ve Sümeyye Yaren Şahin (2) yaralandı.



Yaralılar olay yerinde 112 acil sağlık ekiplerinin yaptığı ilk müdahale sonrası Trabzon Nümune Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılarak tedavi altına alındı.


Kaza ile ilgili inceleme sürüyor.



Foto:Cemil Bıyıklı/Akçaabat Yenihaber Gazetesi


www.akcaabathaber.com – 22.01.2011 Cumartesi

21 Ocak 2011 Cuma

TABZONLU KANUNİ VE TÜRK TARİHİ DÜŞMANLIĞI


“Milletler büyük evlâtlarıyla soluk alır” diye bir söz vardır. Bu sözden hareketle tarihimizin mümtaz şahsiyetlerini düşününce bu dünyada Türkler kadar soluk almaya en fazla hakkı olan başka bir millet düşünülemez. Bu şerefli tarihimizden rahatsız olan Türk düşmanları ve onların ülkemizdeki kiralık piyonları tarihimizi karalamak için meydanları boş buldular ve cüretlerini tarihimizin ve dünyanın en mümtaz şahsiyetlerinden biri olan Trabzonlu hemşehrimiz Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman’a ve onun şahsında Türk tarihine saldırmaya başladılar.


Muhteşem Osmanlı tarihinde üç padişah savaş alanında şehit olmuştur. Biri Osman Gazi olup, Bursa kuşatması sırasında hasta yatağında yatarken, gözleri ufukta Bursa’nın fethi haberini alarak ruhunu teslim etti. İkinci şehit, 1839 yılında, üçüncü Osmanlı Padişahı Murat-ı Hüdavendigâr olup, Kosova Zaferi sonunda savaş meydanında yaralılar arasında gezerken, Sırplı Miloş Obiliç tarafından hançerlenerek, savaş alanında şehit edilmişti. Üçüncü Osmanlı Padişahı ise 71 yaşında iken, 1566 yılında b1zzat kumanda ettiği kendisinin bizzat katıldığı 13. son seferi olan Zigetvar Seferinde kalenin düşmesini hasta yatağında savaş çadırında beklerken 6-7 Eylül 1566 Cuma günü akşamı, kalenin fethinden bir gün önce yani vefât etti. Kanûnî'nin üzerindeki iç çamaşırları Trabzon keten bezi dokumalarındandı. İmparatorluğun bir ucu Trabzon'da 27 Nisan 1495 de doğdu, öbür ucu Zigetvar'da 1566'da öldü. Koca Gâzi Sultân Süleymân Hân'ın, 45 sene, 11 ay, 7 gün sürmüş olan pâdişâhlığının 10 sene, 3 ay, 5 günü seferlerde geçmişti.


İşte karalanmak istenen bu şehit Padişah Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman, şimdi ise, kadın ve eğlence düşkünü, bir pavyon kabadayısı gibi, rezil bir senaryo ile dizi film haline getirilip Türk ve dünya insanına seyrettiriliyor. Türk’ün tarihine karşı hiçbir değer tanımayan Türk tarihinin düşmanı aşağılık insanlar marifetiyle, Show televizyonunda seyirciye seyrettirilmesindeki çirkefliğe karşı isyanım, sebep olanlara karşı hıncım sonsuzdur. Belli ki bunlar Türk düşmanı ve Türk tarihinin düşmanı. Dış destekle de palazlanan bu kişilerden elbette ki düşmanlıklarının dışında bir şey beklemek ahmaklık olur. Düşman düşmanlığını, suyunun ve sütünün bozukluğu gereği yüzümüze baka baka yapacaktır.


Düşman düşmanlığını yapacak da, vatanını, milletini, tarihini seven, Türk olmanın gururu içinde olduğunu söyleyen bizler ve bizleri yönetenler ne yapacak? Mesele burada… Yine reklamlarımızla bu televizyon kanalını besleyecek miyiz? RTÜK denen kuruluş, seyirci olmaktan ve ağır çekimden kurtulup, üç haftadır bu millete küfreden film için harekete geçip, daha doğrusu geçebilip de müeyyide uygulayabilecek mi? Bu milletin tarihini, örfünü, gurur ve haysiyetini korumakla, kollamakla görevli ve yetkili olan kurumlar, daireler, mahkemeler, müdürlükler ve yetkili zevatın kılı kıpırdayıp da gerekeni yapabilecek mi? Bol keseden televizyonlar karşısında ahkâm kesen ve şov yapan kişiler, bu SHOW TV’ye yasal yollarla haddini bildirmeye güçleri ve nefesleri yetebilecek mi?


Türk bayrağının dalgalandığı bu vatanda, Türk tarihine ve Türk milletine böylesine hakaret edilmesinin ve bu seviyelere gelinebilmesinin sebepleri üzerinde durmak gerekir. Nerede ve nerelerde hatalar yapılmaktadır. Bir milletin böylesine milli gururu ve milli haysiyeti ayaklar altına alınıp da tarihi, tarihi kişileri lekelenir ise, bu ülkeyi yönetenlere diyecek hiçbir sözümüz olmaz mı acaba?


Düşmanlar, hainler istediğini yapacak, istediğini söyleyecek, istediği filmi çevirecek ve bizler de, bizi yönetenler de kuzu kuzu bakacak mı?


Yetkililer, yetkili olduklarını söyleyenler susmayınız, bu milletin değerlerine sahip olduğunuzu, olacağınızı iradeniz ve icraatınızla ortaya koyunuz. Yarın yüzümüze baktığınızda alnınız ak, sineniz pâk olsun.


HÜSEYİN ALBAYRAK- 20.01.2011
www.ilkhabergazete.com

Trabzonspor Yönetimi Vali Kızılcık’ı Ziyaret Etti


Trabzon Valisi Dr. Recep Kızılcık, Trabzonspor Başkanı Sadri Şener ve yeni yönetim kurulunu kabul etti.



Vali Kızılcık, Trabzonspor’un 2010-2011 sezonunu şampiyon olarak tamamlayacağına inancının tam olduğunu söyledi.


Son kongrede başkanlığa tekrar seçilen Başkan Sadri Şener ve yönetim kurulunu tebrik eden Vali Kızılcık, bu sezon sonunu iple çektiklerini kaydederek,


“Sezon sonunu mutlu sona ulaşma arzusuyla iple çekiyoruz. Bu konuda da son derece ümitliyiz. İnşallah Trabzon’umuza bu mutluluğu hep beraber yaşatmış olacağız. Takımımızda başta yönetim ve teknik kadro olmak üzere futbolcular da da uyumu görüyorum. Buda beklentilerimizi iki kat daha arttırıyor. Devre arasında yeni yapılan transferlerle takıma katkı sağlandı. Bu anlamda sizlere de teşekkür etmek istiyorum. İnşallah mutlu sona ulaşacağız” şeklinde konuştu.


Trabzonspor Yönetim Kurulu Başkanlığına yeniden seçile Başkan Şener ise;


“Biz de yönetim kurulu olarak önceden olduğu gibi bizlere yardımcı olacağınıza inanıyoruz. Yaptığınız yardımlarla Trabzonspor’a ciddi katkılarda bulundunuz. İnşallah bu sene girdiğimiz bu şampiyonluk yolunda desteğinizi bizden çekmeyeceğinizi ve bizlerle beraber olacağınızı biliyoruz” dedi.



Başkan Şener, Vali Kızılcık’ın 27 yıl aradan sonra şampiyonluğu gören ilk vali olacağına yönelik içinde bir his olduğunu da ifade ederek,


“27 sene oldu. 27 sene içerisinde kaç tane vali geçti bilmiyorum, ama bu size denk düşecek gibi içimde bir his var. Şampiyonluk kupasıyla dolaşan valiler farklı konumlarda oluyor” şeklinde konuştu. (V.B.)