16 Aralık 2010 Perşembe

Hz. Hüseyin ve Kerbela Olayı/ Eyüp CİVELEK

Âlemlere Rahmet Olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed(S.A.V.) Efendimiz Buyuruyor ki: "Hasan ile Hüseyin benim dünyada öpüp kokladığım iki çiçeğim". “Allah’ım ben bunları seviyorum, Sen de sev."

Makalesinde, Yazar Eyüp Civelek: “Hz. Peygamberimizin Reyhan diye tanımlamış olduğu nadide çiçeğini Kerbela’da kopardılar. Bütün Şehitlerimizin, başta Hz. Hüseyin olmak üzere Kerbela Şehitlerinin ruhları şad olsun”.



Hz. Hüseyin(R.A.) ve Kerbela Olayı 
Değerli İzleyicilerimiz;


Bu makalemde, Peygamber Efendimiz(S.A.V.)'in torunlarından olan Hz Hüseyin’i ve tüm Müslümanları derinden üzen, yaralayan,kalplerinde tarifsiz acılar meydana getiren Kerbela Olayı'nı anlatmaya çalışacağım.


Bu elem verici olay, Muharrem Ayının 10. günü, diğer bir adıyla Aşura Günü meydana gelmiştir. 16 Aralık 2010 Perşembe günü aynı zamanda Aşura günüdür. Bu çok üzücü olayın vuku bulmuş olduğu gündür.


Hz. Hüseyin(R.A.) ve ağabeyi Hz. Hasan(R.A.) Peygamberimizin çok sevdiği, öpüp kokladığı sevgili torunlarıdır. Hatta onlar hakkında "Hasan ile Hüseyin benim dünyada öpüp kokladığım iki çiçeğimdir" (Ahmet b. Hanbel: Müsned 2 288) buyurmuşlardır.


Hz. Hüseyin(R.A.), hayatının bütün dönemlerinde çocuklar kadar masum, temiz, lekesiz ve güzel bir hayatı olmuştur. O sadece çocukken değil, gençliğinde de yetişkinliğinde de masumiyetini ve temizliğini korumuştur.


Hz. Hüseyin dünyaya geldiğinde babası Hz. Ali (R.A.) ona "Harb" ismini takmak istemiş fakat bunu Peygambere bırakmanın daha doğru olacağına karar verip çocuğu Âlemlerin Efendisi Peygamberimiz Hz. Muhammed(S.A.V.)’e götürmüştür. Peygamberimiz de çocuğu kucağına alıp sevmiş, sonra "Güzel", "Güzelcik", "Bir tanecik" anlamına gelen "HÜSEYİN" diye çocuğa seslenmiştir. Hz. Peygamberimiz, Hüseyin ismini çocuğa verirken de kulağına mesajların en güzeli olan ezanı okuyordu.


Hz. Hüseyin’in ismi çok güzeldi. Onun sadece ismi değil, fiziki özellikleri de çok güzeldi. Peygamberimize benzeyen bir fiziği vardı. Babası Hz. Ali(K.V.) şöyle diyordu: “Oğlum Hasan’ın yüzü, diğer oğlum Hüseyin’in ise bedeni Hz. Peygambere çok benzerdi.” (Ahmet b.Hanbel).


Hz. Hüseyin, ağabeyi Hz. Hasan’la beraber dedelerinin özel dualarına da mazhar olmuştur. Hz. Peygamberimiz: "Allah’ım ben bunları seviyorum. Sen de sev bunları" (Tirmizi menakıb 31) diye dua etmişlerdir.


Hz. Peygamberimiz vefat ettiklerinde Hz. Hüseyin 6 yaşındaydı. Çocuk yaşta olduğundan I. Halife Hz. Ebu Bekir zamanında gerçekleşen fetih faaliyetlerine katılmamıştır. II. Halife Hz. Ömer(R.A.) ve III. Halife Hz. Osman(R.A.)’ ın dönemlerinde babasının yolunu takip etmiştir.


Siyasi hareketlerden hep uzak durmaya çalıştı. Peygamber torunu olması sebebiyle halk tarafından sevilen ve hep hürmet gören birisi oldu.
III. Halife döneminde ağabeyiyle beraber Taberistan seferine çıktı. Çıkan olayları bastırmak için babasının verdiği görevi arkadaşlarıyla beraber yerine getirdi. Halife Hz. Osman’ı koruma görevini üstlendiler. 2 seneye yakın bu görevi başarıyla yaptılar. Daha sonra halifenin şehit edilmesi Hz. Hüseyin’i derinden üzdü ve bu olaydan çok etkilenmişti.


Babası Hz. Ali nin IV. Halife olmasıyla beraber kendisini siyasi olayların içerisinde buldu. Babasının yaptığı bütün fetih seferlerinde bulunmuştur. Cemel, Sıffın ve Nehrevan savaşlarına bizzat katılmıştır.


Babasının şehit edilmesiyle ağabeyi Hz. Hasan’ın yanında yer aldı. Hz. Hasan’ın, 6 ay süren hilafeti sonrasında Emevi Halifesi Muaviye ile anlaşarak, hilafetten çekildi. Hz. Hüseyin ise ağabeyinin bu anlaşmasını onaylamadı, ama ağabeyine de itaatsizlik etmedi. Hz. Hüseyin daha sonra Medine’ye gitti. Orada ilimle ve ibadetlerle meşgul oldu.


Muaviye’nin ölümünden sonra Oğlu Yezid hilafet makamına geçti. Yezid çok olumsuz, sevimsiz ve kişiliksiz biriydi. Yezid Medine Valisine mektup yazarak Hz. Hüseyin’in kendisine biat etmesini istedi. Hz. Hüseyin ise buna şiddetle karşı çıktı. Bu arada Küfe’liler Hz. Hüseyin’e mektup yazarak, ısrarla Küfe ye gelmesini istiyorlardı.


Küfeliler Hz. Hüseyin’e biat edeceklerini her defasında söylüyorlardı. Bunun üzerine Hz. Hüseyin amcasının oğlu Müslim b.Akil’i Küfe’ye gönderdi. Müslim b. Akil Küfe’ye geldiğinde, 12 bin veya 18 bin kişi Hz. Hüseyin adına kendisine biat etmiştir. Müslim b. Akil gelişmelerden Hz. Hüseyin’i bir mektupla bilgilendirdi. Gelişen olaylardan Yezid haberdar ediliyordu.


Çok geçmeden Küfe Valisini görevden aldı ve sertliğiyle tanınan, acımasız, gaddar birisi olan Ubeydullah b. Ziyad’ı vali olarak Küfeye tayin etti. Bunun yaptığı ilk icraat ise Hz. Hüseyin’e biat edenleri dağıtmak oldu. Müslim b. Akil’i ve yakın adamlarını yakalayıp öldürttü. Halka karşı çok sert konuşmalar yaptı. İnsanları yıldırıp, korkuttu.


Gelişen bu olaylardan Hz. Hüseyin’in haberi yoktu. O, bütün hazırlıklarını yaptı ve Küfe’ye gitmek için yola çıktı. Bazı tecrübeli insanlar Hz. Hüseyin’e "Küfe’lilere güvenilemeyeceğini" söylemiş olsalar da, faydalı olamadılar. Yolun yarısına geldiklerinde Küfe’de yaşananlardan haberdar oldu. Amcasının oğlunun öldürüldüğünü ve orada kendisine biat edenlere zulüm yapıldığını öğrendi.


İstişareler yapıldı. İsteyenlerin geriye dönebileceğini söyledi. Kendisi de samimi adamlarıyla Küfe yoluna doğru devam etti. Bu arada Küfe Valisinin hazırlatmış olduğu bir ordu, Hz. Hüseyin’i sıkıştırmak için yola çıktı. Arkasından 4 bin kişilik bir ordu daha Hz. Hüseyin’in üzerine gönderildi.

Bu birlik, Hz. Hüseyin ve adamlarını kerbela denilen yerde kuşattılar. İnsanların su içmesine bile izin vermiyorlardı. Zulümleri had safhaya ulaşmıştı. Barış için bazı görüşmeler olduysa da sonuç vermedi. Hz. Hüseyin’in ısrarla Yezid’e biat etmesini istiyorlardı. Hz. Hüseyin Yezid gibi birine biat edemezdi ve etmedi de. Hz. Hüseyin’in birliği 23 atlı ve 40 piyadeden oluşan sembolik bir birlikti. Bu küçük birliğe 4 bin kişiden daha fazla bir birlikle Muharrem ayının 10. günü yani Aşura günü saldırıya geçildi.


Hz. Hüseyin’in askerleri yiğitçe mücadele ettiler. Ama Fazla sayıdaki bir birliğe karşı koymaları uzun sürmedi ve kısa süre içerisinde hepsi şehit oldu. Caniler gözlerini kırpmadan Peygamberimizin öpüp koklamış olduğu çiçeğini dalından koparmışlardı.


İlk olarak O’nu atından düşürdüler. Daha sonra kılıçlarıyla mübarek başını gövdesinden ayırdılar. Hz. Hüseyin’in başı önce Küfe’ye ardından Şam’a götürüldü. Ağırlıklı olan görüşe göre; Hz. Hüseyin’in başı annesi Hz. Fatıma’nın kabrinin yanına defnedilmiştir.


Hz. Peygamberimizin Reyhan diye tanımlamış olduğu nadide çiçeğini Kerbela’da kopardılar. O günden beri Müslümanların kalplerinde derin yaralar oluştu. Bu acı veren olayı unutmak mümkün değil. Bu olaydan ders çıkarmak gerekir. Müslümanların birliğine-beraberliğine zarar verecek her türlü davranışlardan uzak durmamız gerekir. Ayrıştırıcı değil, kaynaştırıcı olmalıyız. Rabbimizin emretmiş olduğu din kardeşliği çerçevesinde hayatımızı güzelleştirmeliyiz. Hep birlikte O’nun ipine (Hz. Kur’an) sımsıkı sarılmalıyız. Ayrılıklara, fitnelere, tefrikalara prim vermemeliyiz.


Çünkü bizim Rabbimiz bir, Peygamberimiz bir, Kitabımız bir, kıblemiz bir, ezanımız bir. Bu kadar "bir"imiz varken ayrılık ve ayrımcılık bize yakışır mı?


Bütün Şehitlerimizin, başta Hz. Hüseyin olmak üzere Kerbela Şehitlerinin ruhları şad olsun. Rabbim şefaatlerine nail eylesin.
Dualarla kalın…




Eyüp CİVELEK


Y. Kaynak: Diyanet Aylık Dergisi, OCAK-2010 Sayısı.

15 Aralık 2010 Çarşamba

‘TRABZON BÜYÜKŞEHİR’ İÇİN BİR ADIM KALDI…

Tarihi Şehir Trabzon’un Büyükşehir olması için verilen 27 yıllık uğraşta mutlu sona gelindi.... Trabzon Halk’ında heyecan dorukta: “Teşekkürler Başbakanım…”



İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Trabzon’un da içinde yer aldığı Malatya, Şanlıurfa, Denizli ve Hatay”ın büyük şehir olması ile ilgili çalışma raporunun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a sunulduğunu açıkladı. Başbakan’ın talimatına göre hazırlanan tasarı yasa metnine dönüştürülerek, TBMM’ne sunulmak üzere Başbakanlığa gönderileceği belirtildi.


Başbakan Erdoğan’ın onay vermesinden sonra gerekli yasal düzenlemelerin tamamlanarak, 2011 genel seçimlerinden önce, bu illere büyükşehir statüsü kazandırılması planlanıyor.


Halen Türkiye’de Büyükşehir Belediyesi statüsü taşıyan 16 il var. Bunlar şöyle: Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Mersin, Kayseri, Kocaeli, Konya, Sakarya, Samsun.


TRABZON, Büyükşehir olmak için Tam 27 yıl bekledi


Ve sonunda Trabzon büyük şehir oluyor. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Trabzon’un da dâhil olduğu illerin büyükşehir olması ile ilgili çalışmanın tamamlandığını resmen açıkladı. Başbakan R.Tayyip Erdoğan’a sunulan çalışmada Trabzon ile birlikte 4 il de büyük şehir statüsüne kavuşacak.


1984 yılından bu yana büyükşehir olmak için her türlü kamuoyunu oluşturan siyasi baskıları yapan gündeminden bu önemli kurumsal yapıyı düşürmeyen Trabzon’un sonunda rüyası gerçekleşiyor. Büyükşehir sözü verip de sözlerini tutmayanlara Trabzonlular çok kırgın… Trabzonluların Büyükşehir hayalinin gerçekleşecek olması Trabzon halkında çok olumlu duygulara neden oldu. Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Trabzonluların beklentilerine ciddi olarak yaklaşması Trabzon Halkı’nda büyük sevince yol açtı.


Teknik çalışmalar başladı


Trabzon’un büyük şehir olması ile ilgili yasa taslağı meclise yılbaşından önce sunulacak. 2011’in ilk ayında da Trabzon büyükşehir olacak. Hazırlanan yasa taslağına göre Trabzon Belediye Başkanı O. Fevzi Gümrükçüoğlu Trabzon’un ilk Büyükşehir Belediyesi Başkanı olacak ve tarihe geçecek. Trabzon Büyükşehir Belediyesine bağlanacak ilçe belediye başkanlıklarının seçimi de 2011 genel seçimleri ile birlikte yapılacak.


Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin sınırları ne olacak?


İçişleri Bakanlığının yaptığı çalışmada Trabzon’un büyükşehir belediye olarak sınırları bir plana göre; Akçaabat-Arsin arasında yapılandırılacak. Bir başka plana göre de sınır Vakfıkebir’den başlayıp Araklı’yı da içine alacak. Bu konudaki çalışmalar devam ediyor. Ağırlıklı görüş Akçaabat-Arsin-Esiroğlu üçgeninde büyükşehir sınırlarının belirleneceği yönündedir. Trabzon Fatih, Gazipaşa ve Kanuni adları ile üç ilçe Belediyesinden oluşacak.


HABER: Soner TUTKUN

Y.Kaynak: www.karadenizgazete.com.tr - 13 Aralık 2010 Pazartesi

14 Aralık 2010 Salı

Vali Eşinden Farabi’deki Lösemili Çocuklara Ziyaret

 

 Trabzon K.T.Ü. Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi’nde tedavi gören lösemili çocukları arkadaşlarıyla ziyaret eden Vali eşi Sema Kızılcık: “Çocuklarımızın yüzündeki gülümseme için gönlünü ve emeğini ortaya koyan herkese teşekkür ediyorum” dedi.






Trabzon’da sosyal sorumluluk projelerine büyük önem veren, dayanışma konusunda faaliyetlerde bulunan ve bu alanda birçok önemli projeyi hayata geçiren Trabzon Valisi Dr. Recep Kızılcık’ın eşi Sema Kızılcık, lösemili çocukları yaptığı sürpriz ziyaretle mutlu etti.



Beraberinde Vali Yardımcılarının eşleri Suna Mercan, Arzu Batuk ve sosyolog Esengül Kibar ile Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Onkoloji Servisi’ndeki lösemili çocukları ziyaret eden Bayan Kızılcık, toplumun ilgisinin bu çocuklar üzerinden hiç eksilmemesi gerektiğini ifade ederek, herkesin sosyal sorumluluk projelerine destek vermesi gerektiğini söyledi.



Tedavi gören lösemili çocuklarla ayrı ayrı ilgilenip, onlarla fotoğraf çektiren Bayan Kızılcık, çocuklara tuttukları takımlara göre formalar hediye etti. Sema Kızılcık’ın yaptığı sürpriz karşısında mutlulukları gözlerden kaçmayan çocukların gördükleri ilgiden de bir hayli memnun oldukları gözlendi.



Çocukların tedavilerini gördükleri sırada hiçbir eksiklerinin olmaması ve hoşça vakit geçirebilmeleri için elinden geleni yapacağını söyleyen Bayan Kızılcık, Onkoloji servisinde mini kütüphane düzenleyeceğini ve çocukların isteği doğrultusunda oyun oynamaları için de bir odaya playstation alacağı sözünü verdi.


“Bu çocuklarımızın yüzündeki gülümsemenin hep var olması için herkesi sosyal sorumluluk projelerine destek vermeye davet ediyorum” diyen
Bayan Kızılcık,


“Burada çok güzel bir ortam gördüm. Çocuklarımız için bu güzel ortamı daha da güzel yapmak için sözler verdik ve o sözleri en kısa sürede yerine getireceğim. Yeter ki onlar mutlu olsun. Çocuklarımızın yüzündeki gülümseme için gönlünü ve emeğini ortaya koyan herkese teşekkür ediyorum” dedi.



Herkesin böyle sosyal aktivitelerde bulunması gerektiğinin de altını çizen Bayan Kızılcık, “Belki bizim bu ziyaretimiz kısa bir zaman, ama bu çocuklarımız için çok önemli. Çocukların yüzündeki gülümsemeyi görünce, hayatımızdaki üzüntüleri pek de umursamıyoruz artık. Ben her zaman olduğu gibi ziyaretlerime devam edeceğim” diye konuştu. (V.B.)


TRABZON HABER AJANSI

13 Aralık 2010 Pazartesi

Malatya Valisi Saran'ın Babası İlim Adamı Ali Kemal Saran, Dualarla Hakk’a Uğurlandı


Malatya Valisi Ulvi saran'ın babası emekli Müftü ve Yazar Ali Kemal Saran Hoca, 12 Aralık 2010 Günü Öğle Namazına Müteakip Çaykara Akdoğan Köyünde Son Yolculuğuna Uğurlandı.



10 Aralık 2010 Cuma günü akşam saatlerinde İstanbul’da elim bir trafik kazası sonucu Hakk’ın rahmetine kavuşan Emekli Müftü ve Yazar Ali Kemal Saran(76), 12 Kasım Pazar Günü Trabzon Çaykara İlçesine bağlı Akdoğan Köyü Of-Çaykara Devlet karayollu üzerindeki Velioğlu Benzin İstasyon Alanında öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazından sonra aynı yerde dualarla Rahmet-i Rahman’a Uğurlandı.


Cenazeye katılan cemaatin çok kalabalık oluşu nedeniyle Öğle Namazı bölüm bölüm Çaykara Merkez Gargar Müslim Efendi Camiinde kılınan cemaat Velioğlu Benzin İstasyon alanına kadar yürüdü. Merhum Ali Kemal Saran’ın cenazesi Çaykara girişindeki Velioğlu Benzin İstasyonundaki geniş alana getirildi. Öğle namazını müteakip burada düzenlenen cenaze töreninde Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu, bir konuşma yaptı.


Merhum Saran'ın yakın arkadaşı olan Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu, burada yaptığı konuşmada, Saran'ın hayatı boyuncu İslam'a hizmet ettiğini söyledi.


Prof. Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu yaptığı kısa konuşmasında: “Hocamız Ali Kemal Saran hizmet aşıklısı bir insandı. Hayatı boyunca İslam'a hizmet etmiş birisiydi. İstanbul’da bulunmasının sebebi Sultanmurat Yaylası'nda yapılması planlanan cami ve külliye çalışmalarıydı.


İstanbul’da iken yine kendisi gibi kaza geçiren, ders arkadaşı emekli müftü Ali Şükrü Sula'nın cenazesine de katıldı. Takdir-i İlahi Hacı Hasan Efendi'nin iki talebesi de kaza sonucu vefat etti. Ali Kemal Hocamız “Omuzumda Hemençe” adlı kitabında hayat hikayesini anlatmıştı. Artık hemençeyi omuzundan da bıraktı. Allah mekanını cennet eylesin” dedi.


Tezkiyeyi Giresun İl Müftüsü Necati Akkuş yaptı. Cenaze namazını Malatya İl Müftüsü Yusuf Gül kıldırdı. Duayı Rize İl Müftüsü İlyas Serenli yaptırdı. Ardından Ali Kemal Saran Hocanın naşı Çaykara Akdoğan Köyü Dağbaşı Mahallesi'ndeki aile kabristanında dualarla defnedildi.


Cenaze törenine, Trabzon Milletvekili Kemalettin Göktaş, merhumun oğlu Malatya Valisi Ulvi Saran, Rize Valisi Seyfullah Hacımüftüoğu, Çaykara Kaymakamı Cevdet Atay, Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu, Trabzon Emniyet Müdürü Feridun Boz, Rize Emniyet Müdürü Şammaz Demirtaş, Trabzon İl Müftüsü Veysel Çakı, Malatya İl Müftüsü Yusuf Gül, Giresun İl Müftüsü Necati Akkuş ve Rize İl Müftüsü İlyas Serenli, Trabzon Sosyal Hizmetler İl Müdürü Selim Çelenk, Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Pehlivan, Trabzon'un tanınmış hocalarından Süleyman Akyüz, Doç. Dr. Mustafa Pehlivan, FİSKOBİRLİK eski Genel Müdürü Cemal Öztürk, Trabzon Eski Kültür Müdürü Ramiz Navdar, Merhumun arkadaşı ve meslektaşı Faik Ahmet Arslantürk hoca, Yazar İsmail Hacıfettahoğlu, Tüketiciler Birliği eski Şube Bşk Yrd. Ahmet Cevher, Ak Parti Trabzon Kurucu Başkanı ve Avrasya Üniversitesi Yönetim Kururlu Üyesi İbrahim keskin, Has Parti Trabzon İl Başkanı Ömer Topaloğlu, A.Ü İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi İbrahim Hakkı Aydın, Aydın Üniversitesi Yönetim Kurulu başkanı Dr. Mustafa Aydın, Trabzon Müftü Yardımcısı Abdurrahman Küçük, Trabzon Röleve ve Anıtlar Müdürü Ahmet Şentürk, Trabzon İl Genel Meclis Başkanı Haydar Revi, Eski İl Genel Meclis Başkanı Ahmet Arslantürk, TESOB Başkanı Metin kara, Kızılay Genel Başkan Yardımcısı Nihat Adıgüzel, Kızılay Trabzon Şube Başkanı Fuat Adıgüzel, Vaaz Mehmet Attar, Köprübaşı Müftüsü Selahattin Levent, İşadamı Hanefi Mahitapoğlu, Doç. Dr. Adnan Cora, Prof. Dr. Ömer Yüksek, Ak Parti İl Başkanı Adnan Günnar, Bayburt Valisi Kerem Al, Malatya Vali Yardımcıları, Orköy Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Avni Çatal, Trabzon Barolar Birliği Başkanı Mehmet Şentürk, Vakıflar Bölge Müdürü Mazhar Yıldırımhan, Çaykara Belediye Başkanı Namık Kemal Gedikoğlu, bazı kaymakamlar, bazı belediye başkanları, siyasetçiler, bazı Sivil Toplum Kuruluşlarının temsilcileri ile çok sayıda vatandaş katıldı.


Malatya Valisi Ulvi Saran'ın ve Av. Mustafa Saran’ın babası Emekli Müftü ve Yazar Ali Kemal Saran’a, geçtiğimiz Cuma günü akşam saatlerinde İstanbul Aksaray Fatih Haşim İşcan Caddesi'nde yolun karşısına geçmeye çalışırken F.K. yönetimindeki otomobil çarpmış ve kaldırıldığı Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetmişti.


Hakk’ın rahmetine kavuşan emekli müftü Saran, geçen Çarşamba günü yine İstanbul’da bir trafik kazası sonucu hayatını kaybeden arkadaşı, meslektaşı, değerli ilim adamı, hemşehrimiz emekli müftü Ali Şükrü Sula’nın cenazesine katılmak üzere İstanbul’a gitmişti.


Müftü Ali Kemal Saran, 20 Ağustos 2010 Cuma Günü Trabzon Ahi Evren Göğüs, Kalp-Damar Cerrahi Hastanesinde, anjiyo kardiyolojisi Prof. Dr. Şükrü Çelik ve Uzm. Dr. Levent Korkmaz tarafından anjiyo ve Op. Dr. Sefer Usta ve Op. Dr. Candan Cudi Ökten’nin gözetimindeki bir ekip tarafından başarılı bir bypass ameliyatı olmuştu.


Merhum Saran, birçok gazetede dini içerikli yazılar kaleme aldı. Biri telif, üçü tercüme biri de şiir kitabı olmak üzere 5 eseri bulunuyor. 'Omuzumda Hemençe: Cumhuriyet Devrinde Bir Medrese Talebesinin Hatıraları' isimli kitabı ile 70 yıllık hatıraları aktarırken darbe döneminde yaşanan bazı olaylara ışık tutuyordu.


Sosyal ve cemiyetçilik yönü çok güçlü olan merhum Saran, birçok derneğin kurucusu ve başkanlık görevlerini yürütmüştü. O, hiç düşünmeden insanların yardımına koşan, insancıl çok güçlü, kararlı, inandığı gibi yaşayan, ilim ve irfan sahibi, mert ve dürüst bir zattı.


15 Mayıs 1934 yılında Çaykara Akdoğan köyünde dünyaya gelen Saran, bir çok yerde müftülük yaptı. İlim alanına yaptığı katkılarla 'Ali Kemal Hoca' olarak anılan Saran, birçok din hizmetine ön ayak oldu. Sosyal yönü çok güçlü olan merhum Saran, Mazlum-Der gibi birçok derneğin kuruculuğuyla birlikte başkanlık görevlerini yürütmüştü. 1982 yılında emekli olduktan sonra kısa bir süre tekstil sektöründe çalıştı. Daha sonra sosyal alanlarda birçok faaliyetin içerisinde yer aldı. “Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır” inancıyla haksızlıkların ve adaletsizliklerin her zaman karşısında oldu. Daima Hakk’ın rızasını gözeterek yaşadı. Çevresinde 'inandığı gibi yaşayan âlim zat' olarak tanındı.


Onun ani vefatı hepimizi son derece üzdü. O, yeri doldurulması çok zor, kendisini yetiştirmiş, ilim, irfan ve rahle-i tedrisat görmüş, âlim bir kişi idi. O, çok aranacak, çok özlenecek, izler bırakan tanınmış birisiydi.


Elim bir kaza sonucu aramızdan ayrılan merhum Ali Kemal SARAN hocamıza Allah’tan rahmet, kederli ailesine, eş, dost ve sevenlerine Sabr-ı Cemil niyaz ederiz.


TRABZON HABER AJANSI


HABER ve FOTOĞRAFLAR: Muhammet YAVRUOĞLU


CENAZEDEN FOTOĞRAFLAR