27 Ekim 2010 Çarşamba

HATİM DUASI

Hacıların kutsal topraklarda olduğu şu günlerde, Arafat’ta da okunabileceğini düşündüğüm, arzu edenlerin faydalanabileceği, derlemiş olduğum uzunca bir hatim duası gönderiyorum. Allah'a emanet olun. Dostlara selamlar.‏(FİKRET UÇAR)


HATİM DUASI

Ey bilinmezleri bilen, görünmezleri gören yücelerin yücesi ulu Mevlâ’mız!


Hamdini sözümüze sertaç ettik, zikrini kalbimize mîraç ettik, kitabını kendimize minhâç ettik. Biz yoktuk sen var ettin, varlığından haberdar ettin, aşkınla gönlümüzü bîkarar ettin. İnayetine sığındık, kapına geldik, hidayetine sığındık, lütfuna geldik, kulluk edemedik affına geldik.


Ey kâinatı yoktan var eden ve emrimize yâr eden uluların ulusu Allah’ımız!


Gönüllerdeki esrarı biliyor, “Ve nahnü egrabü ileyhi min hablil verîd.” Biz size şah damarınızdan daha yakınız buyuruyorsun. Sen duyurmazsan biz duyamayız, Sen söyletmezsen biz söyleyemeyiz, Sen sevdirmezsen biz sevemeyiz. Seni sevenleri sevgin ile kuşatansın Sen. Sevdir bize hep sevdiklerini, yerdir bize hep yerdiklerini, yâr et bize hep erdirdiklerini. Sevdin Habibini kâinata sevdirdin, sevdin de hil’at-i risâleti giydirdin.


Makam-ı İbrahim’den makam-ı Mahmuda erdirdin. Serveri esfiya kıldın, Hatem-i enbiya kıldın, Muhammed Mustafa kıldın. Selâtu selam, tahiyyat-u ikram, her türlü ihtiram; Ona, âline, ashabına ve etbâına!


Elhamdü lillahi rabbil âlemin fermanındaki ezelden ebede kadar, bütün olmuş ve olacak hamd-ü senâlarla; on sekiz bin âlemin yegâne yaratıcısı Allah’ımız!


Rahman ve Rahim olan ismi şeriflerini anarak; din ve ceza gününün, yegâne sahibi olduğuna inandık ve kâdir-i mutlak olduğuna güvendik, yüzümüzü sana çevirdik, işimizi sana ısmarladık, sana teslim olduk, ümidimiz sen, korktuğumuz sensin.


“Ve izâ seeleke îbâdî annî feinnî garîb. Ücîbü değveteddâi izâ deân.” “Kullarım sana, beni sorduğu vakit de ki, ben herhalde yakınım. Bana dua edenin duasını işitir, ona karşılık veririm” buyuruyorsun. Bu ilâhi fermanına uyduk, huzuruna gelip, gazabından daha geniş olan rahmetinin altında toplandık, boynumuzu büktük. Ellerimizi semâ’ya değil, yalnız saray-ı lâ mekânına, dergâh-ı bârıgâh-ı ehadiyyetine açtık, bizleri reddedip ellerimizi boş çevirme, cümlemizi bu iltifat-ı ilâhîye mazhar eyle yarabbi!


Cenâb-ı vâcibül vücûd ve sâhibül keremi velcûd olan Allah’ımız!


Ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz. Senin için namaz kılar, sana yalvarır, sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. Bütün varlığımızla sana döndük, sana bağlandık, kendimizi senin uçsuz bucaksız inayetine bıraktık, beşer acizdir, şaşar, ayakları doğru yoldan kayabilir. Hidayet senin elindedir, bütün işlerimizde senden yardım bekliyoruz,
Cümlemize lütfeyle yarabbi!


Bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’ımız! Bizleri “Velegad kerremnâ benî âdem” hitabınla bütün mahlûkatın içerisinde mükerrem kıldın, çeşitli nimetleri ihsan ettin. Zatına lâyık ameller edemedik, kulluğumuzda sayısız kusurlar işledik. Ancak, rahmetine açılan kapının bu kapı olduğunu öğrendik, huzuruna bu sebeple niyaza geldik, Kudsî Hadisi’nde “Ben kulumun zannı üzereyim” buyuruyorsun, seni rahim, ğafur biliyoruz, bizleri bu kapıdan boynu bükük, eli boş döndürtme yarabbi!


Ol padişah-ı lem yezel, ol lütfu çok, kendi güzel Mevlâ’mız!


İlâhi kelamında “Vallâhü yehdî men yeşâü ilâ sırâdın müstegîm.” “Şüphesiz Allah dilediğine doğru yolu gösterir” buyurdun. Kendilerine nimet verdiklerinin yolu diye tarif ettiğin, Hz. Muhammed Mustafa’nın yoluna düştük, günahlarımızın çokluğuna bakmayarak hidayet yolunun pervanesi olduk, hidayetini diliyoruz, ümmeti Muhammed’e lütfunla kereminle ihsan eyle. Vermiş olduğun nimetlerin elimizden çıkmasından, sağlık ve dirliğimizin bozulmasından, gazaba uğramışların ve sapıtmışların gittiği yoldan, bütün dalâlet ve her türlü isyandan sana sığınıyoruz; şaşırtma bizi doğruyu söylet, sapıtma bizi Hakk’a yönelt, neşeni duyur, hakikati öğret.


Hakk sübhânehû teâlâ ve tegaddes Hazretleri!


Zât-ı ecelli âlân hürmetine, şu anda senin medh-u senân için kalem tutan eller hürmetine, seni tespih için ikrara gelen diller hürmetine, dergâh-ı izzetine uzanan, barıgâh-ı mecd-i azametine açılan eller hürmetine, aşkınla tutuşup yanan halis gönüller hürmetine, Allah Allah diyerek, mübarek ismini anan sâfi diller hürmetine, gece gündüz gözyaşı akıtan, Allah dostları âşıklar hürmetine, gönlümüzü aydınlatacak feyzine, yüzümüzü güldürecek nuruna, ruhumuzu coşturacak aşkına muhtacız, cümle ümmet-i Muhammed’e lütfeyle yarabbi!


Ey! İstediğini istediğine veren ve istediği vakit almak kudretine ve gücüne sahip olan yücelerin yücesi ulu Allah’ımız!


Kiminin başına taç giydirir, kiminin başına taş düşürürsün. Mülk senindir, saltanat senindir. İstediğine istediğini verir, istediğinden de alırsın. İstediğini alçaltır istediğini yüceltirsin. Sen her şeye kadirsin. Bizi Habib’inin hürmetine yarattın, ten kafesimize can tuzumuzu kattın, gönül odamıza iman nurunu yaktın. Bu imanla huzurunda toplandık bizleri kapından kovma.


“Men amile minküm sûen bicehâletin, sümme tâbe min bağdihî ve esleha feinnehû ğafûrun rahîm.” “Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra tövbe ederse, şüphesiz Allah, bağışlayıcı ve esirgeyicidir” buyuruyorsun. Bizleri iyilik yaptığında sevinen, kötülük yaptığında hemen pişman olup senden af dileyen seçkin kullarından eyle. Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz bütün günahlarımızı bağışla, kusursuz ibadet ve taatde bulunmayı muktedir eyle, cümlemizi rızayı ilâhine mazhar eyle yarabbi!


Cenâb-ı Hakk ve Feyyâz-ı mutlak olan Mevlâmız!


Senin rızanı umarak okumuş olduğumuz, ruhumuzun cilası, hayatımızın ziyası, yüce kelamın Kur’an-ı Kerimi; iki cihan güneşi, başlarımızın tâcı, dertlerimizin ilacı, Ebel Kasım, Habîb-i Edîbine ettiğimiz selâtü selamları, getirmiş olduğumuz tekbirleri, tehlilleri, hamdü senaları, yapmış olduğumuz bütün hayır hasenâtı, diğer bütün ibadet ve taatlarımızı dergâh-ı izzetinde kabul eyle. Okumuş olduğumuz Kur’ân-ı Kerimin her harfine halâvet, her kelimesine kerâmet, her âyetine saâdet, her suresine selâmet ve her cüz'üne mükâfat ihsan eyle yarabbi!


Hâsıl olan manayı; evvelen bizzat, hâcâ-i kâinat, hülasa-i mevcûdat, rasulissakaleyn, imamil harameyn, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimizin; mübarek, mutahhar, aziz, latif, pak, rûhu saadetlerine arz ediyoruz, vasıl eyle. Ol menbâ-ı bâğ-i belâğat, ol mahzeni fazl-i saâdet, derdimizin dermanı, gönlümüzün sultanı, iki cihan güneşi Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)’i bu Cemaat-i Müslimin’den hoşnut ve razı eyle. Cümlemizi nigâh-ı iltifat-ı Ahmed’e nail eyle. Firdevs-i âlâda ol Mustafa’yı pürvefâya ve sahib-i safâya komşu eyle. Ruhlarımızı ruh-u Muhammed’e âşina eyle. İndi Rasûlillah’da makbûliyyet ve mahbûbiyyet ihsan eyle. Âlemi dünyada ziyaretiyle, âlemi menam’da gül cemalinin müşahedesiyle, âlemi ukba’da şefaati uzmasıyla cümlemize ikram eyle yarabbi!


Evlâd-ı Rasul, ezvâc-ı tahirat, aşere-i mübeşşere, cihâr-ı yâr-ı güzin, eshâb-ı kiram, ensar-u muhacirin, tâbiin, tebe-i tâbiin, eimme-i müctehidîn, hânedân-ı ehli beyt, haseneynül ahseneyn (rıdvanullahi teâlâ aleyhim ecmaîn) hazerâtının ervâhı pak-i tayyibelerine hediyye eyledik, vâsıl eyle. Ve alel husus iş bu meclisden hâsıl olan sevabı peygamber ve insanların ilki Hz. Âdem (A.S.) dan Hz. Muhammed Mustafa(S.A.S.)’e kadar gelip geçen, gerçek sayıları senin katında malum olan bilcümle Peygamberân-ı İzam ve Rusül-ü fiham, aleyhimüsselâtu vesselam hazerâtının ve cümle ümmetlerinin ervâhı pak-ı tayyibelerine hediye eyledik, ikram eyle yarabbi!


Müfessirîn, muhaddisîn, muhakkikîn, ulemâ-i âmilîn, kurrâ-i kâmilîn, meşâyih-i vâsilîn, sulehâ-i sâlihîn, eğniyâ-i şâkirîn, fukarâ-i sâbirîn, gurebâ-i Müslimîn, evliyâ-i ârifin (kaddesellahü ervâhahüm), huffâz, tullâb ve Hz. Kur’an-ı elden ele, dilden dile, gönülden gönüle, günümüze kadar ulaştıran, cemî-i hamele-i Kur’an “Nevverallâhu teâlâ merâkidehum vecealel cennete me’vâhum ecmaîn” Efendilerimizin ervâhına ve rahle-i tedrisinden geçtiğimiz hocalarımızın ruhlarına hediye eyledik, vasıl eyle yarabbi!


Irak’ta, Filistin’de, Çeçenistan’da, Karabağ’da, Bosna Hersek’de, Keşmir’de, Doğu Türkistan’da, Afganistan’da ve daha dünyanın pek çok yerinde, insanlıktan nasibini almamış, gözü dönmüş İslam düşmanlarının zulmü altında inim inim inleyen, mukaddes saydığı değerler uğruna şehit düşen din kardeşlerimizin ruhaniyetlerine hediye eyledik, haberdar eyle.


Kur’an-ı azimüşşan’ın hürmetine, felekleri nura, melekleri sürura, âlemleri huzura kavuşturan, Habib-i Muhammed Mustafa’nın ve sevdiğin varlıkların hürmetine, ırzlarına, canlarına, mallarına ve her türlü mahremiyetlerine kastedilen bütün din kardeşlerimize yardımını esirgeme, onları muzaffer kıl, hürriyet ve istiklallerini lütfeyle yarabbi!


Hâsıl olan ücûr-u mesûbâtı, bu merasime iştirak eden kardeşlerimizin, ana baba, usul füru, evlâd-u iyal, akraba-ı müteallikatından Rahmet-i Rahman’a kavuşanların ve civarımızdaki mezarlıklarda medfun olanların cümlesinin ruhlarına hediye eyledik, vâsıl eyle yarabbi!


Velhasıl şu ana kadar âlem-i fenadan, âlem-i bekâ’ya irtihal eden, sahib-i hayır vel hasenâtın ruhlarına, vatan, millet, Hak ve hakikat için canlarını feda edip, toprağın kara bağrında kefensiz yatan, kıyamet günü kanlı elbiseleriyle haşr olacak şehitlerimizin ve gazilerimizin de ruhlarına hediye eyledik, ikram eyle yarabbi!


İsimleri unutulmuş, nesilleri kesilmiş, mübarek gün ve gecelerde bir fatiha okuyacak kimseleri kalmamış, bana da bir dua edip bağışlayan yok mu diye âhu figan ederek, ağlaşıp bekleşen, kabirlerinde nâm-ü nişanları iki taş iken, onlar da Hak ile yeksan olmuş, bilcümle kâffe-i ehli imanın ruhlarına hibe eyledik, vâsıl eyle yarabbi!


Ey merhameti nihayetsiz olan Mevlâ’mız!


Hâsseten bu merasime vesile olan mevtanın ruhunu da meclisimizden hissedar eyle. Sa’yini meşkûr, zenbini mağfur, amelini makbul, ukbâsını mamur, ruhunu mesrur eyle. Âmâl-i sâlihasını kabrinde enis ve yoldaş eyle. Taksiratını affeyle, seyyiatını hasenata tebdil eyle, dünyada çekmiş olduğu eza, cefa ve ızdırapları, günahlarına kefaret vesilesi eyle, kabrini pür nur, makamını âli eyle, ruhunu şâd eyle, mele-i âlâda ferahnâk eyle. Kabrini tevsiğ eyle, ravzatun min riyâzil cinân eyle, hufretun min huferin nîrân olmaktan muhafaza eyle. “Fe revhun ve reyhânun ve cennetü naîm” eyle, bağ-ı cinân, sümbül-ü reyhan eyle, ziyaretgâh-ı melâike-i âsuman eyle, tecelligâh-ı rahmet-i Rahman eyle, kabir azabından hıfz-u emin eyle, ilâ yevmil kiyâm istirahatını müzdâd eyle.


Meccânen yarattığın gibi, bilâ sualin velâ azabın dâhil-i cinan eyle. Ol settârul uyûb ve ğaffâruzzünûb olan Allahımız!


Âlem-i berzahta, hasbel beşer kabir azabına dûçar olanlar varsa, vahdâniyyeti ilahiyyen, samadâniyyeti sübhâniyyen hürmetine, kabir azaplarını ref’u izâle eyle. Bu meclis-i melâik-i enîsi, cümlemiz hakkında bâis-i rahmet, sebeb-i mağfiret ve vesîle-i dühûl-i cennet eyle yarabbi!


Ey bağışlaması ve ihsanı bol olan Mevla’mız!


Bütün geçmişlerimizi ve onların hali ile hâlleneceğimiz zaman bizleri; Habib’ine ettiğin salât hürmetine, defter-i âmâlimizi canib-i yeminimizden atâ eyle, iyi amelleri mîzanda ağır gelenlerden eyle, alnımıza âsi damgası vurup, rezil-ü rüsvâ eyleme.


“Yevme tebyezzu vucûhun vetesveddü vucûh.” Bazı yüzlerin ak, bazı yüzlerin kara olacağı günde; yüzü ak, başı dik, amel defteri pak olanlardan eyle.


“Rabbena ahhirnâ ilâ ecelin garîb, nücib dâğveteke ne nettebiirrusül.” Rabbimiz; bize yakın bir zamana kadar süre ver, Peygamberine tâbi olalım ve onun davetine icabet edelim, demek zorunda bırakma. Güneşin etrafı kasıp kavurduğu, insana salih amelden başka hiçbir şeyin fayda vermediği, herkesin birbirinden kaçtığı “Yevme lâ zille illâ zillî” bugün benim gölgemden başka gölge yoktur buyrulacak mahşer gününde; hakkında kudsî hadis’te “Levlâke levlâke lemâ halektul eflâk.” “Sen olmasaydın yâ Muhammet bu âlemleri yaratmazdım” ve şanında ise “Vemâ erselnâke illâ rahmetel lil âlemîn.” (Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik buyrulan; halen Medine-i Münevverede hayat-ı maneviyye ile hayy olan, Peygamber Efendimizin liva-i hamd ismi ile müsemma sancağı altında “Ve hasüne ülâike refîgâ” Bunlar ne güzel arkadaştır diye beyan ettiğin, Peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salihler ile haşr-ü cem eyle. “Ve dâhikâtün müstebşirân” Cennetlik olduklarını etrafına müjdeleyenlerin zümresine ilhak eyle yarabbi!


Sultânül Enbiya, Şefi-i rûzi ceza, Hakk’ın Habibi, halkın mahbubu’nun, ümmetî ümmetî diye Cenabı Allahtan ümmetinin bağışlanmasını dilediği ol günde “Ve segâküm rabbühüm şerâben tahûrâ” Rableri onlara tertemiz içecek içirecektir diye müjdelediğin, Hz. Peygamberin havz-ı kevserinden içen güzîde kullarından eyle, server-i âleme âşina eyle, sırat köprüsünden selâmetle, “kel bergu hatıf” şimşek gibi geçen güzîde kullarından eyle. “İnnehâ termîhim bişerarin kel gasr.” “O, kütükler kadar kıvılcımlar fırlatır” âyetinin hükmü tecelli edip, cehennemin “Hel min mezîd.” “Ateşimde yanacak başka günahkâr yok mu diye kükrediği” günde “Vemtâzül yevme eyyühel mücrimûn.” Bugün günahkârlar bir tarafa ayrılsın denildiğinde “Ferikun fil cenneti ve ferikun fisseîr.” Onlardan bir kısmı cennette, bir kısmı da çılgın alevli cehennemdedir ilâhi adaletinin gereği nar-ı cahîminden âzad eyle.


“Selâmün aleyküm dıbtüm fedhulûhâ halidîn.” “Selam size olsun, dünyada da temizdiniz, şimdi de tertemizsiniz; ebedi kalmak üzere buyurun girin buraya” denildiğinde, bu iltifatı ilâhiye mahzar olup, duhûl-u evveliyâtınla cennât-u âliyâtına dâhil olan kullarından eyle. Melâike-i Kiramın “Nahnü evliyâüküm filhayâtiddünyâ vefil âhirah. Veleküm fîhâ mâ teştehî enfüseküm veleküm fîhâ mâ teddeûn.” “Biz sizin dünya hayatında da, ahirette de dostlarınızız. Canınız neyi çekiyorsa, istediğiniz her şey sizindir” dediği; Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir beşerin hatırına gelmeyen, namütenahi nimetlerinle ve cemal-i ilâhin ile müşerref olan kullarından eyle yarabbi!


Ey padişahlar padişahı! Ey cümle mahlûkatın Rezzak’ı! Yüce Kitabında “Vemen yettegıllâhe yec’al lehû mahrecâ. Ve yerzüghu min haysü lâ yahtesib.” “Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve ona beklemediği yerden rızık verir” buyuruyorsun.


Hastane köşelerindeki çaresiz kullarına şifalar, dertlilere devalar, borçlulara edalar nasip eyle. Nâmurad olanları bermurad, naşâd olan ümmet-i Muhammed’i kariben handan-ü şâdân eyle. Nâhak yere mahpus olanları âzad, lütüf ve ihsanlarını müzdâd eyle. Bütün şerleri hayırlara tebdil eyle.


Vücutlarımıza sıhhat ve afiyet, rızklarımıza vüs’at, topraklarımıza bereket ihsan eyle, ticaretimizi ticareten lentebûr sırrına mazhar eyle. Min hâlin ilâ hâlin ahvâli âlemi tebdil eden Mevlâmız!


Hâlimizi esfeli halden ahseni hâle tebdil eyle. Millet ve memleketimizin saadet ve selametine, refahına, yücelmesine çaba sarf eden idarecilerimize ve devlet büyüklerimize yardımını esirgeme, yapacakları hizmetlerde kendilerini muvaffak eyle, hubb-u câh’a mahkûm eyleme, adl ile berkarar eyle, karşılarına çıkacak olan her türlü engelleri bertaraf eyle.


Ordularımızı, karada, havada, denizde, nusret-i ilahiyene makrun, daima mensur ve muzaffer eyle. Îlây-ı kelimetullah uğruna serhatlarda sebil olan atalarımızın varisi necip milletimizin, topraklarını vatansız, semalarını bayraksız, minarelerini ezansız ve gönüllerini imansız bırakma.


Gaziler ocağı, şehitler bucağı kutsal vatanımızı ilânihaye pâyidar eyle. Yüksek seciyeli milletimizi bölücü ve yıkıcı cereyanlardan muhafaza eyle. Mukaddes değerlerimize, birlik ve beraberliğimize kastedip, bizi bölüp parçalamak isteyenlere fırsat verme. “Ve yemkürûne ve yemkürullâh, vallahü hayrül mâkirîn.” Onlar tuzak kurarken Allah da onlara tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır ilâhi fermanınla, masum, günahsız insanlara karşı kurdukları hile ve tuzakları kendi başlarına mâkûs eyle yarabbi!


Ey Âd kavmini rüzgâr, Semud kavmini deprem, Nuh kavmini tûfan, Lut kavmini kasırgalarla helak eden Allah’ımız!


“Lâ yükellifullâhü nefsen illâ mâ etâhâ. Seyec’alüllâhü bağde ûsrin yüsrâ.” “Allah hiç kimseye gücünün yettiğinden başkasını yüklemez. Allah, daima bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratır” buyurdun. Altından kalkamayacağımız şeylerle bizleri mükellef eyleme. Cümlemizi görünür görünmez, belâlardan, güç yetmez, tâkat yetişmez, akla hayale gelmez beklenmedik felaket ve âfatlardan ve her türlü keder ve musibetlerden muhafaza eyle.


Kâfirin küfründen, zalimin zulmünden, fasığın fıskından, hâsidin hasedinden, câirin cevrinden, münafığın şerrinden, hilebazların hile ve desiselerinden, düşmanlarımızın gizli ve aşikâr her türlü düşmanlıklarından, şeytanlarımızın şeytanlık ve iğvalarından cümlemizi hıfz-u emin eyle, bilcümle müşkülatlarımızı hall-ü âsân eyle.


Çirkâb-ı mâsivâdan kararan yüzlerimizi, harama bakan gözlerimizi, dünya sevgisi ile harap olan gönüllerimizi, tevhid-i Yezdan ile mamur, mahzun gönüllerimizi mesrur eyle. Günahkâr olan ümmet-i Muhammed’in kalplerini nur-u tevhid ile münevver, nur-u Muhammed ile mutahhar eyle. Din-i mübin-i islâmı, nusret-i ilahiyenle teyid, beşeriyeti nuru iman ile tenvir ve tezyin eyle yarabbi!


Yâ gâziyel hâcât veyâ mücîbedde’avât! Gönüllerimizde bulunan her türlü hayırlı murad ve dileklerimizi lütfeyle.


Neslimizden gelenleri sana layık kul, Habibine ümmet eyle, nisyân ile mâlül, isyan ile meşgul eyleme, Kur’an ahlakıyla mütehallik eyle, yürek yakan acılarını bizlere çektirme, vatana bekçi, dinine hizmetçi, Müslümanlara destekçi eyle.


Âhir ve âkibetimizi hayreyle, meded-ü inayet, lütfü hidayet nasip eyle, cümlemizin kalbine İslam nûru, Kur’an hidayeti nakşeyle, habîb-i edîbine bahşeyle.


Adaletinden rahmetine sığınıyoruz, bizlere rahmetinle muamele eyle, bu meclisten bağışlanmış olarak evlerimize dönmeyi nasip eyle. Hakk’ı Hakk bilip Hakk’ın peşinden koşan, batılı batıl bilip, batıldan kaçanlardan eyle.


Korktuğumuzdan emin, umduğumuza nail eyle, doymayan göz, kanmayan ağız, kızarmayan yüzden muhafaza eyle, gurur, kibir ve riyadan berî eyle, kimsesiz bırakıp kapılardan baktırma, az verip nâmerde el açtırma, çok verip de azdırtma, dünyada mekânsız, ahirette imansız bırakma. Bizleri Müslüman olarak yaşat ve Müslüman olarak öldür, dünya ve âhiret mutluluğuna erdir, Sırat-ı Müstekîmin sadakat caddesinde koştur, bizleri bağışla da gönüllerimizi coştur, aynı ulvî dava etrafında birleştir, aramızdaki sevgi ve kardeşlik bağlarını güçlendir, ihsanınla taçlandır. Şekâvetimizi ebedî saadet ve selamete tebdil-ü tağyir eyle, kötü huylarımızı ahlâk-ı Muhammedî’ye tahvil eyle, kalplerimize ilham-ı Rabbâniyeni havâle eyle, iki cihanda affınla şâd eyle, nar'ından âzad eyle, kereminle nazar eyle, lütfunla muamele eyle, taatine mahkûm eyle, ihlâs ile amel etmeyi nasip eyle. Tevfikine refik eyle, lütfu keremine ğark eyle, salihlere ilhak eyle.


Dininde daim, yolunda kaim eyle, gönlümüze ferahlık, işlerimize kolaylık ihsan eyle, ümmeti Muhammed’in âsilerini ıslah eyle, dünyada zelil, âhirette rezil eyleme, bezm-i lâhûtî ilâhîye nâil eyle, affınla tecelli, setrinle teselli eyle. Bizi bize bırakıp, nefsimizin esiri eyleme, çirkini güzel, güzeli çirkin gösterme, içimizdeki cahillerin hatalarından dolayı bizlere azap etme. Esrar-ı Hak ve server-i âlem ile âşina eyle, razı olduğunu müjdelediğin kulların zümresine ilhak eyle yarabbi!


Ol halikul eşbâh ve kâbizul ervah olan Allah’ımız! “Küllü nefsin zâigatül mevt. Sümme ileynâ türceûn.” “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz” buyuruyorsun. Ömürlerimiz tamam olup azalarımız birbiriyle, elveda, elfirâk diye ağlaşıp vedalaştığı zaman, dilimiz lâl, çenemize bir hal olmadan, gören gözlerimiz perdelenip kapanmadan, son nefesimizde melâike-i kiramın “Ellâ tehâfû velâ tahzenû ve ebşirû bilcennetilletî küntüm tûadûn.” “Korkmayın, üzülmeyin, size vaad olunan cennetle sevinin” hitabına muhatap olup, ölümün akılları baştan çıkaran korkularından cümlemizi muhafaza eyle. Şeytan-ı aleyhi lânenin mekrinden halâs ile sû-i hâtimelerden hıfz-u emin eyle yarabbi!


Cenab-ı Hayyul lâyemut olan Mevlâmız! Sayılı günlerimizin biteceği, ömür kandilimizin söneceği günde, sekerât-ı mevtimizi âsan ederek, gözlerimiz cenneti âlâ ve cemâl-i Mustafâ’ya nâzır-u hayrân, sağımızda Kur’an, göğsümüzde iman, fikrimizde havf-ı Yezdân; “Amellerin en hayırlısı bu dünyadan Allah’ı anarak göçmektir.” hadis-i şerifine mazhar olup, ol kelime-i tayyibe-i münciyye-i mübareke ki buyurun; (Kelime-i şehâdet) diyerek, kâmil bir iman, sâlih bir amel, aziz bir ruh ve hüsnü hâtimelerle huzuruna gelmeyi cümlemize nasîb-ü müyesser eyle yarabbi!


Ey vücudu ile mevcut, âsârı ile meşhud olan, varlığının ezelde bidayeti, ebette nihayeti bulunmayan Mevlâ’mız! Yapmakta olduğumuz âcizane fakat hâlisâne ve sâdıkâne duamızı, fahri kâinat, aleyhi ve âlihi ekmelüttahiyyat, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) hürmetine, Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere, Kâbe-i Muazzama, Ravza-i Mutahhara, Arafat ve diğer mübarek mekânlarda yapılan dualar hürmetine, “Fetekabbelehâ rabbuhâ bikabûlin hasen.” âyet-i kerimesinin sırrına mazhar eyle. Dualarımızı me’al kusur vel küsur dergâh-ı ulûhiyetinde müstecâp eyle. Yapmakta olduğumuz duamıza cân-ı gönülden iştirak edip âmin diyen bu güzide cemaati, vaad olunan ücûr-u cezire ile me’cur eyle yarabbi!


Bihurmeti Kur’an-il azim. Ve bihurmeti seyyidil mürselîn. Ve bihurmeti men erseltehu rahmeten lil âlemin. Ve bihurmeti Taha ve Yasin. Ve bihurmeti âl-i yasin. Kabûl’üddua venniyaz. Bihurmetil Fatiha!


Fikret UÇAR
fikrethoca61@hotmail.com

25 Ekim 2010 Pazartesi

ALİ KEMAL YAZICI YOĞUN BAKIMA ALINDI

Akçaabat Doğanköy Beldesi halkından Ali Kemal Yazıcı(Cin Ali) bugün kalp krizi nedeniyle önce Akçaabat Devlet Hastanesine, oradan da ambülansla Trabzon Ahi Evran Göğüs, Kalp-Damar Cerrahi Hastanesine kaldırıldı.


Doğanköy Beldesi halkından Ali Kemal Yazıcı(Cin Ali) bugün(24.10.2010 Pazar) öğleden sonra kalp krizi geçirdiğinden önce Akçaabat Devlet Hastanesine oradan ambülansla Trabzon Ahi Evran Göğüs Kalp Damar Cerrahi hastanesine kaldırıldı.


Ali Kemal Yazıcı’ya burada acilen anjiyo yapıldı ve tıkalı olan damar balonla açıldı. Bundan sonra hasta yoğun bakımda müşahede altına alındı.


Yoğun bakım servisinden verilen bilgiye göre Ali Kemal Yazıcı 3 gün civarında yoğun bakımda müşahede altında kaldıktan sonra normal servise çıkartılacak. Halen hastanın sağlık durumunda tehlikeli bir durumun olmadığı bildirilmiştir.


Ali Kemal Yazıcı’ya namı diğer Cinali dayımıza Allah’tan acil şifalara dileriz.


İletişim İçin;
Abdurrahman Yazıcı (oğlu) : 0532 580 42 88
Süleyman Yazıcı (oğlu)      : 0533 336 60 57
Osman Yazıcı(oğlu)           : 0533 641 1941



Haber : Mustafa Türkyılmaz

Zavendikli Mustafa Yıldız Hocaefendi Vefatının 1. Yılında Dualarla Anıldı


İlmi ve tevazusuyla gönülleri feth eden Kanaat Önderi Zavendikli Mustafa Yıldız Hoca Efendi vefatının 1. yıl dönümünde kabri başında Kur’an ve dualarla anıldı.






Programa Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı, Güneysu Belediye Başkanı Ahmet Minder, Ak Parti İl Başkanı Hasan Karal, Yeşilcami Vakfı Başkanı Abdullah Ustaosmanoğlu, İl Genel Sekreteri Sultan Yılmaz, Rize İl Kültür Müdürü İsmail Hocaoğlu, Ak Parti İstanbul İl Başkan Yardımcısı Haydar Ali Yılmaz, İlçe Belediye Başkanları, Rize Belediyesi Başkan Yardımcıları, daire müdürleri ve çok sayıda vatandaş katıldı.



Program İstanbul Yeşilcamii Kur’an kursu öğretmenlerinden Ercan Çakıroğlu, Uzunköy Camii imamı Burhan Cerrah ve Trabzon Falkoz Kur’an Kursu öğretmeni Bayram Koç’un Kur’an-ı Kerim okumalarıyla başladı.
Programda selamlama konuşmasını Güneysu Belediye Başkanı Ahmet Minder yaptı.

Minder konuşmasında,


“Daha dün burada muhteşem bir cenaze merasimi ile kendisini hakka uğurlamıştık. Çok bunaldığımız dönemlerde kanatları altına sığınır manevi destek alırdık. O, iyi bir yol gösterici, kadim bir dost, güvenli bir sığınaktı. Allah rahmet eylesin” dedi.


Daha sonra söz alan Rize İrşad Vakfı Yönetim Kurulu, ailesi ve talebeleri adına Rize Merkez Kale Camii İmamı Abdulkadir Kara;


”Rahmetli diyordu ki? Bu millet ekmeksiz kalabilir, susuz da kalabilir. Ama bu millet ilimsiz kalamaz, âlimsiz kalamaz. Hocamız çok mütevazı biriydi, ailesi adına şükranlarımızı arz ediyoruz. Bu kadar kaside ve beyit seven bir âlim bulmak çok zordur” dedi.


Son olarak bir konuşma yapan Yeşilcamii Vakfı Başkanı Abdullah Ustaosmanoğlu;


Hocamız tam bir Allah adamı, gönül adamı, mütevazı bir mümindi. Buraya gelmeden önce Mahmut Efendi hazretlerini ziyaret ettim. Kendisi gelemeyeceği için bizi gönderdi. Tüm Rizelilere gönüller dolusu duaları var, ayrıca sizlerden bir isteği var. Allah’ın dini İslam’ı, Resülüllah’ın sünnetini hep beraberce yaşayalım ve yaşatalım” dedi.


Güneysu İlçe müftüsü Muhammet Yıldız’ın hatim duasını yapmasıyla sona erdi.

 
 
Öğlen namazına müteakiben gelen misafirlere ikramda bulunuldu.

Rize Güneysu Haber - 23 Ekim 2010 Cumartesi

FETİH VE CUMHURİYET KONSERİ


Trabzon Belediyesi tarafından 27 Ekim 2010 Çarşamba Günü Saat:18.00’ de Hüseyin Kazaz Kültür Merkezinde Trabzon Belediyesi Türk Halk Müziği Korosunun vereceği “Fetihten Cumhuriyete Türkülerimiz” adlı Konser düzenlenmiştir.



Trabzon Belediye Başkanı Dr. Orhan Fevzi GÜMRÜKÇÜOĞLU tarafından Şef İhsan EYÜBOĞLU yönetimindeki Trabzon Belediyesi Türk Halk Müziği Korosunun sunacağı FETİH’TEN CUMHURİYET’E TÜRKÜLERİMİZ konsere tüm Trabzon halkı davet edilmektedir.


Fetih ve Cumhuriyet Konseri Programı


1-Aşamadım şu dağların belinden [Koro]
2-Uca dağların başında [Koro]
3-Asker yolu beklerim [Nagehan Can-Solist]
4-Mızıka çalındı düğün mü sandın [Merve Hallaç-Solist]
5-kaçma güzel kaçma [Koro]
6-Ay doğar sini sini [Koro]
7-Evlerinin önü bulgur kazanı [Koro]
8-Yaramsızlar-[Yasin Çiçek- Solist]
9-E Çaykara Çaykara-[Recep Aktürk- Solist]
10-Bu dere akmayınan[Koro]
11-Mert dayanır namert kaçar- [Tolga Eyüboğlu- Solist]
12-Kalenin bayır düzü [Koro]
13-Karakaşlar karagözler sende var [Koro]
14-Biz hepimiz 3 kardaş, ben ayrı anadanım -[Sena Durmuş-Solist]
15-İzmir’in kavakları-[Şener Arslan-Solo]
16-Dursun Kaptan-[Erol Uzun saz bağlama şefi-Solist]
17-Bastımda kırıldı iğdenin dali [Koro]
18-Kesik çayır biçilir mi? [Tolga Eyüboğlu-Solist]
19-Beni görüp yüzün öte dönderme-[Taliha Güven-Solist]
20-Bir sandığım vardı- [Alemdar Kaymak-Solist]
21-Ben buralı değilim [Koro]





HABER ve FOTOĞRAFLAR: Mehmet BİRİNCİ/ TRABZON HABER AJANSI

“FETİHTEN GÜNÜMÜZE” TARİH SOHBETİ

Trabzon’un Fethinin 549.yılı münasebetiyle 26 Ekim Salı günü Saat 13.00’ de Trabzon Ortahisar Hüseyin Kazaz Kültür Merkezinde; Trabzon Belediyesinin organizatörlüğünde; Araştırmacı Yazar Hüseyin Albayrak ve Araştırmacı Yazar Mustafa Yazıcı birer konuşma yapacaklardır.




Sohbete herkes davetlidir.

HABER: Muhammmet YAVRUOĞLU

ABD’li Öğrencilere Kucak Açtı

Türk Kültür Vakfı aracılığıyla yürütülen programla, Trabzon`a gelen ve gönüllü ailelerin yanında kalarak eğitim gören ABD uyruklu 4 lise öğrencisi ile evinde kaldıkları aileler, Trabzon Valisi Recep Kızılcık’ı makamında ziyaret etti.


Konuk öğrenciler ve aileleri makamında kabul eden Vali Kızılcık, kendisinin de 1992-1993 yılları arasında dil öğrenmek için gittiği İngiltere’de eşi Sema Kızılcık ile bir İngiliz ailenin evinde kaldığını söyledi.


Kızılcık, dilin sadece bir iletişim aracı olduğunu belirterek, “Dünyada gerçekten barış, huzur ve kardeşliği tesis etmek istiyorsak toplumlar arasındaki bu kültür değişimini çok daha fazla yapmamız lazım” dedi.


Eşiyle İngiltere`ye gittiklerinde kapısını çaldığı İngiliz ailenin “Bu evde din konuşulmaz” şeklinde konuşarak kendilerini karşıladığını anlatan Kızılcık daha sonra ise söz konusu ailenin Türk kültüründen çok etkilendiğini ifade etti.


Bu nedenle, İngiliz ailenin kız çocuğu olan öz torununu Türkiye’de eğitim alıp burada yaşaması ve bir daha geri dönmemesi için kendisine evlat olarak vermek istediğini anlatan Kızılcık, “Demek ki, bizim yaşantımız arzu edilen bir yaşam tarzıdır. İngiltere’de çok şeyler öğrendim. İnsanların görünüşüne göre değil, ilkelerine ve eylemlerine göre değerlendirilmesi gerektiğini orada öğrendim. Mesleki hayatımda her zaman için hoşgörünün hakim olmasında, yaşamış olduğum o ailenin çok büyük etkisi var.


Bizim toplumumuzda da o sevgi, şevket ve sıcaklık batı toplumuna göre fevkalade daha fazladır ve aranan niteliktedir” diye konuştu.


Kızılcık, iş seyahatleri ya da tatil için yurt dışına gittiğinde gittiği ülkenin kenar mahallerini ya marketlerini gezerek insanları ve o ülkenin gerçek yaşamını öğrenmeye çalıştığını belirterek, “Bir toplumu tanımak için, evlerin kapıları kapandıktan sonraki halleri vardır. Siz onlara bakın” dedi.


Konuk yabancı öğrenciler de Türkiye’de olmaktan ve burada eğitim görmekten mutlu olduklarını ifade etti. Bir öğrenci de başka ülkede eğitim görmeyi tercih etme şansı olmasına rağmen Türkçe öğrenmek için Türkiye’yi seçtiğini, Trabzon’u da Trabzonspor dolayısıyla tercih ettiğini anlattı.



www.takagazete.com - Tarih: 22.10.2010

DARBECİLER BİLE BAŞÖRTÜSÜ HÜKMÜNÜ DİYANET’E SORMUŞ

Necamettin İLHAN’nın MAKALESİ…


Başörtüsünün dindeki yeri konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 30 yıl önce çok önemli bir fetva verdiği ortaya çıktı.


Buna göre 1980 yılında askerî darbenin hemen ardından dönemin Devlet Bakanı Mehmet Özgüneş, Diyanet’ten başörtüsü konusunda görüş ister.


Bunun üzerine toplanan Din İşleri Yüksek Kurulu, kadınların başlarını örtmesinin İslam’ın hükmü olduğunu belirten bir fetva verir. Diyanet’in başörtüsü konusundaki ilk ve son fetvası olan kararda,


Kur’an-ı Kerim’de kadınların başörtülerini, saçlarını, başlarını, kulaklarını, boyun ve gerdanlarını örtecek şekilde yakalarının üzerine salmasının emredildiği” vurgulanıyor.


Din İşleri Yüksek Kurulu’nun kararında “Başörtüsünün sonradan ortaya çıkmış bir âdet değil, İslam dininin bir hükmü olduğu” belirtiliyor.


İlk ve Son başörtüsü fetvası


Diyanet’in 30 Ocak 1980 tarihli görüşü, sonraki dönemlerdeki açıklamalarına da ışık tuttu. Diyanet o tarihten sonra yeni bir başörtüsü fetvası vermezken yetkililer, bu fetva çerçevesinde görüş ifade ediyor.

1980 askerî yönetiminin okullarda kıyafet yönetmeliği hazırlarken başvurduğu Diyanet’in fetvasının ilginç de bir hikâyesi var.


İmam hatiplerde başörtüsünü yasaklamayı düşünen dönemin Milli Eğitim Bakanı emekli General Hasan Sağlam, Diyanet’in bağlı olduğu Devlet Bakanlığı’na başvurarak, kurumun görüşünü öğrenmek ister. Dönemin Diyanet’ten sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Özgüneş, Din İşleri Yüksek Kurulu’nun acilen toplanması için talimat verir.


Kurul, 8 maddelik bir kararla başörtüsü yasağının hem İslam dinine hem de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne aykırı olacağını belirtir.
Diyanet’ten istedikleri gibi bir karar çıkartamayan hükümet, bu kez ilahiyat fakültelerinin başörtüsü konusunda karar vermesini ister.


Ancak dönemin Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç’ın ‘İlahiyat fakültelerinden de farklı bir karar çıkmaz’ uyarısı üzerine bu girişimden vazgeçilir. Diyanet’in o dönemde verdiği bu karar, sonraki yıllarda bu konuda çalışma yapan İslam âlimleri için rehber olma niteliği taşıyor.


Diyanet’in kararında satırbaşları şöyle:


Cenab-ı Hak, Müslüman kadınların başörtülerini, saçlarını, başlarını, kulaklarını, boyun ve gerdanlarını örtecek şekilde yakalarının üzerine salmasını emretmiştir.


İslam’ın doğuşundan günümüze kadar bütün İslam ülkelerinde her asırdaki uygulama da böyle devam ede gelmiştir. Hiçbir âlim hükme aykırı beyanda bulunmamıştır.


Müslüman hanımların başlarını örtmeleri, bazı çevrelerce sanıldığı gibi belli bir zümrenin sonradan ortaya çıkardığı bir âdet veya işaret değil, İslam dininin bir hükmüdür. Bu emirlerin gereği olarak kadınların örtünmesi milletimizin de bir örfü haline gelmiştir.


Anayasa’da din ve vicdan hürriyeti güvenceye alınmıştır. Din ve vicdan hürriyetinin, dinin emir ve yasaklarını hiçbir baskıya uğramadan yerine getirebilme hürriyeti olduğu şüphesizdir. Birini örtünmeye zorlamak nasıl kişi hak ve hürriyetiyle bağdaşmazsa örtünmeyi engellemek de hak ve hürriyete müdahaledir.


Örtünme Atatürk ilkelerine aykırı değildir. Devrim kanunlarında da kadın kıyafetiyle ilgili bir hüküm yoktur. Müslümanlar ‘Ya Allah’ın emri ya Atatürk ilkeleri’ gibi vahim bir tercihle karşı karşıya bırakılmamalıdır.


Necamettin İLHAN - www.ilkhabergazete.com -22.10.2010

TRABZON’UN FETHİNİN 549. YILINDA ACABA FÂTİH’E LAYIK OLABİLDİK Mİ?

Araştırmacı Yazar MUSTAFA YAZICI’nın MAKALESİ…


Trabzon’un fethi ve fetih törenleri çok yazıldı, çok kutlandı amma henüz fetih hakkı tam verilmiş değil.. Çünkü: hakkıyla kutlanmıyor. Gereken değer verilmiyor. Fâtih hakkıyla anılmıyor. Üstelik oğlu 2. Bayezid Han Velî ile torunu Yavuz ve Yavuz’un oğlu Cihan hükümdarı Kanûnî Trabzon”a çok büyük hizmetler yapmışlardır. Fakat çağımızda öyle bir nankörlük, hazırcılık, lopçuluk ve lüpcülük var ki, Trabzon’u fetheden Fâtih bile olsanız kabrinizde unutulup gidersiniz.. Fakat Trabzon’u fethedenler öyle miydi?


Hatırladığımız arşiv bilgilerine göre; Trabzon’un ilk fetih kutlama törenleri 1961 yılında fethin 500. yıldönümü münasebetiyle yapılmıştır. O zamanın valisi Kâmuran ÇUHRUH Bey idi. İlk FETİH KOMİTESİ’ ni kurdu.


Bu konuda ilk yazıyı Zîyâd (Zeyyât) NEMLİ (rahmetli) ağabey yazmıştı. Yine rahmetli Doktor-şâir-yazar Gündoğdu SANIMER ve Yücel HACALOĞLU da yanında yer almışlardı. O zaman ilk kurulan bu Fetih kutlama komitesi, Vali Vefa POYRAZ ve Belediye Başkanı Suat OYMAN zamanında “TRABZON FETİH DERNEĞİ” oldu. Bugün bu Fetih Derneği nerededir? Varsa neden hakkıyla bu milleti temsil etmez? Yoksa biz mi bîhaber kaldık?


Avukat Mahmut KURTULDU Bey, TRABZON FETİH DERNEĞİ’nin ilk başkanıydı… PTT tarafından FETİH DAMGASI (PULU) da basılmıştı. Millî mütefekkir ve meşhur yazar Semiha AYVERDİ Hoca Hanımefendi de Trabzon’a gelerek Fetih Konferansı vermişti. K.T.Ü. Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Amerikalı Araştırmacı Heath LOVRY’ nin “AYAKLI KÜTÜPHANE” dediği rahmetli Ahmet CAN BALİ HOCA da bu konuda çok önemli makaleler yazdı,konuşmalar yaptı ve de dev bir eser hazırladı.. O zamanın gazetelerinde de mevcuttur.


Daha sonraki senelerde, meselâ: 524. Fetih yıldönümü münasebetiyle 26 Ekim 1985 yılında Vali Yılmaz ERGUN ve de Trabzon Belediye Başkanı Orhan KARAKULLUKÇU zamanında daha görkemli fetih kutlama törenleri yapıldı. Hatta Trabzon’un fethi Arapça, Fransızca ve İngilizce broşürler hazırlanarak bütün dünyaya duyuruldu.


Örneklerini halâ hatırlamaktayım.. Fetih geceleri de yapılarak ulusal televizyonlarda gösterilmişti. Trabzon Belediye Başkanı Orhan KARAKULLUKÇU, 1985 yılındaki fetih kutlamasını mükemmel yapabilmek için 13 Mart 1985 yılında bir Belediye Kültür Araştırma Kurulu kurdu. Sekreteri Hüseyin ALBAYRAK ağabeydi. Belediye Başkanı birkaç ay ilmî hazırlık yaparak 24-26 Ekim tarihleri arasında Trabzon’un fethini mükemmel olarak kutladı.


O zaman bu kurulda Trabzon’un şu dinamikleri yer aldı: Kurul Başkanı Şevket ÇULHA idi. Üyeler: Derviş DEĞERLİ, Ahmet CANBALİ, Hüseyin ALBAYRAK, Cumhur ODABAŞIOĞLU, İsmail HACIFETTAHOĞLU, Doç. Dr. Haşim KARPUZ, Coşkun KULAKSIZOĞLU, Cemal Rıza OSMANPAŞAOĞLU, Aslan PULATHANELİ, Mustafa Reşat SÜMERKAN, Muzaffer KORLU idiler.


Bu kurulun yedi kişisi yürütme kurulu idi. Toplamı genel kuruldu. Âsım AYKAN döneminde bu kurul altmış kişiye çıkartıldı. Yirmi beş elemanı yürütme kurulu olmuştu.


Belediye Başkanı Orhan KARAKULLUKÇU 1-5-1986 yılında beni de resmî yazı ile bu kurula dahil etti. 2OO2 yılına kadar tam on altı sene Trabzon Belediyesi’nin bu Kültür Araştırma Kurulu sekreterliği benim tarafımdan yürütüldü. Belediyenin Özel Kalem Müdürü İhsan BEKTAŞ idi.


En faal dönemi Trabzon Belediyesi Kültür Müdürü Selim ÇELENK zamanında yaşandı. Türkiye’nin yedi kültür şehrinden biri sayılan Trabzon İstanbul basını tarafından - İstanbul ve İzmir’den sonra - üçüncü sıraya yükseltildi.


Trabzon’a iki yüz çeşme ve doksan üç civarında eser de bu dönemde kazandırıldı. Sadece bir tanesi olan Murat Yüksel’in tercüme ettiği “TRABZON’DA TÜRK-İSLÂM ESERLERİ VE KİTÂBELER” beş cilt olarak yayınlandı. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi Trabzon belediyesi hizmetleri kitapları da bu dönemde Trabzon’a kazandırıldı.


Sadece Cumhuriyet dönemi Trabzon Belediyesi belediye başkanlarının hizmetlerini yazabilmek için 1930 yılından sonraki dönemleri kapsayan tam yüz on cilt Belediye Meclis zaptı ve encümen zaptı okuduk. Öyle kolay mı? Şimdi belediye gazeteleri bile çıkamaz oldu.


Devlet belediyelere kitap basımı için bile para vermiyor... Bu kurul kurulduktan sonra yapılan bütün fetih törenleri Trabzon Valiliği ve Trabzon Belediyesi tarafından müşterek hazırlandı. Yani, bu resmî kültür heyeti tarafından.. Ne yazık ki bu kurul Belediye Başkanı Volkan CANALİOĞLU zamanında Yerel yönetimler yasası nedeniyle lağvedildi. Bir daha da kurulmadı. Şimdi Trabzon Valiliği de, Belediyesi de kurulsuzdur. Sadece Trabzon Belediyesi Kültür Müdürü ile Trabzon Valiliği Özel Kalem Müdürlüğü arasında hazırlanan müşterek bir davetiye söz konusudur. Tören bu gündeme göre uygulanır.


Peki, Şimdi soruyorum: Acaba daha önce yukarıda adını saydığım Trabzon Fetih Derneği’ni ve Kurulunu kuran ve onda görev alan büyük adamların yenisi yetiştiriliyor mu? Acaba bunun vebali kimindir?


Bakınız 1985’teki Valilik Fetih Kutlama Komitesinde derneğe ve kurula takviye olarak kimler vardı: Trabzon Valisi Yılmaz ERGUN, Tugay Komutanı Ahmet ÇAKIROĞLU, Belediye ve Fetih Kutlama Komite Başkanı Orhan KARAKULLUKÇU, K.T.Ü. Rektörü Prof. Dr. Kemal GÜRÜZ, Millî Eğitim Gençlik ve Spor İl Müdürü Bener CORDAN (Rahmetli oldu), Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Zîyâd NEMLİ (rahmetli oldu), Kültür ve Turizm İl Müdürü Volkan CANALİOĞLU, Esnaf Dernekleri Başkanı Ekrem HEKİMOĞLU, TRT Radyo Müdürü Bekir SOYSAL. Bu insanları sizler de tanıyorsunuz. Ben hepsiyle çalıştım.


O törenlerde bu derneğin, kurulun, komitenin, kurumların ve de Trabzon basının yaptığı fetih kutlama ve fethe sahip çıkma yarışının ayrıntılarına girmiyorum. Onları “2.İSTANNBUL TRABZON’UN MANEVÎ FETHİ TARİHİ” adlı eserimde ayrıntılarıyla verdim. Bu aşka ve fethe sahip çıkma devam etmelidir. Tarihi yeniden tazelemekte fayda vardır. Güzel tarihin tekerrürü güzel, çirkin tarihin tekerrürü kötüdür.1985’ten sonraki Fetih kutlamalarında meselâ: Trabzon Belediye Başkanı Âsım AYKAN döneminde işin içine MEHTER katıldı. Mehteran ekibi kuruldu.


Her kutlamada Mehterle Fetih Marşları çalınarak, şehirde fetih heyecanı yeniden yaşatılıyor. Trabzon’a çok güzel yakıştı. Zira Trabzon bir fetih şehridir. Müslüman Türk şehridir. Fatih kadar namlıdır.


Şimdiki Trabzon Valisi Recep KIZILCIK, Belediye Başkanı Orhan Fevzi GÜMRÜKÇÜOĞLU, Kültür Müdürü Murat YETER döneminde hem Trabzon’un fethinin kitabı yayınlandı. Hem de Fetih Haftasında imzalı olarak Belediye ve yazarı Hüseyin ALBAYRAK tarafından okuyuculara dağıtılacaktır.


Asıl diğer bir yenilik ise aynen Kanunî yürüyüşünde olduğu gibi; Trabzon Lisesi’nin önünden Ortahisar’a kadar FETİH YÜRÜYÜŞÜ yapılacaktır. Mehter marşları çalınacaktır. Fakat halk mehteri bu yürüyüş konvoyunun ve kortejinin önünde görmek istemektedir. Mehtersiz yürüyüş istenmiyor. Bu istek şimdiden ciddiye alınmalıdır. Fâtih’in torunu Yavuzun oğlu olan Kanunî töreninde oluyor da atası Fâtih’in fetih töreninde neden olmasın?


Diğer bir yenilik de bütün okulları temsilen gelen öğrenciler Ortahisar’da Hüseyin Kazaz Kültür Merkezi’nde, 26 Ekim 2010 Salı günü saat 13.00’te gerçekleşecek olan FETİH SOHBETİNDE Araştırmacı-Yazar Mustafa Yazıcı olarak benim konuşturacağım Araştırmacı yazar ve “TRABZON’UN FETHİ” kitabının yazarı Hüseyin ALBAYRAK’ı dinleyerek, yeni bilgiler edineceklerdir.. Bu iki yazar da Karadeniz Yazarlar Birliği üyesi ve İLKHABER GAZETESİ köşe yazarıdırlar. Hüseyin Albayrak ayrıca Avrasya ve Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir. Programı ayrıca özel olarak Kuzey TV de verecektir.


Böylesi Trabzon’a yakışır zengin bir fetih kutlama gündemi ve kutlama töreni hazırladığı için Trabzon Valiliği’ne ve Trabzon Belediyesi’ne Trabzonlular olarak cânü gönülden teşekkür ediyoruz.


Trabzon’un dinamiklerinin Trabzon için yapmakta olduğu fedakârlıklar anlatmakla bitmez. Bu nedenle ayrıntılarına girmedik. Sadece resmî tarihi -köşemizin darlığına rağmen- aktarmak istedik. Bu vesile ile fetih törenlerinde buluşmak üzere hoşça kalınız!.


Araştırmacı Yazar MUSTAFA YAZICI
www.ilkhabergazete.com -22.10.2010

23 Ekim 2010 Cumartesi

87. YILDA “EKİM GEÇİDİ 9” TRABZON SERGİSİ AÇILDI

Cumhuriyet’in 87. Yılında İstanbul Modern Sanatlar Müzesi Derneği’nce “EKİM GEÇİDİ 9” TRABZON SERGİSİ, 22.10.2010 Cuma Günü Saat 17.30’da Trabzon Ortahisar, Hüseyin Kazaz Kültür Merkezinde Açıldı.


''Cumhuriyet’e Saygı ve Onu Sahiplenme'' amacıyla İstanbul Modern Sanatlar Derneği’nce düzenlenen ve ev sahipliğini Trabzon Belediyesinin yaptığı serginin 22.10.2010 Cuma Günü Saat 17.30’da, Trabzon Ortahisar, Hüseyin Kazaz Kültür Merkezi'ndeki açılış törenine, Trabzon Valisi Recep Kızılcık, Trabzon Belediye Başkanı Dr. Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu, Trabzon İl Kültür ve Turizm Müdürü İsmail Kansız, İstanbul Modern Sanatlar Müzesi Yönetim Kurulu Başkanı Gülsün Erbil ile sanatseverler katıldı.
Açış konuşmasını sergi organizatörlerinden Kadir Şişginoğlu yaptı. Şişginoğlu, 2002 yılından bu yana sanatçı sorumluluğu ile Cumhuriyet'e saygı ve onu sahiplenme amacıyla Ekim Sergisi'ni düzenlediklerini belirterek,


''Bu yıl 18 ayrı ilde yaklaşık bin sanatçının katılımıyla sergimiz düzenlenmektedir. O illerden biri de Türk resim sanatının çok önemli merkezlerinden biri olan Trabzon'dur'' dedi.


Sergide 10 ilden 92 sanatçının eserlerinin yer aldığını ifade eden Şişginoğlu;


''Farklı kuşaklardan birçok sanatçının yer aldığı geniş katılımlı bu ulusal serginin, Trabzon'un ve ülkemizin sanat kültürüne katkıda bulunacağına inanıyoruz'' diye konuştu.


Trabzon Hüseyin Kazaz Kültür Merkezinin üst katında düzenlenen sergide;


1-Orhan İlyas(Kemençeci Heykeli), 2-Haydar Durmuş(Y.B. Tablo), 3-Kadir Şişginoğlu(Y.B. Tablo: Güvercinler), 4-Selahattin Hasırcıoğlu(Y.B. Tablo), 5-Banu Grote(Heykel), 6-Hüseyin emre Birinci(Tablo), 7-Mustafa Şener(Tablo), 8-Bedri Rahmi Eyüboğlu(Kalamış Yazmaları), 9-Bedri rahmi Eyüboğlu(Yazmalı Genç Kız), 10-Bedri Rahmi Eyüboğlu(1907 tarihli tablo), 11-Bedri rahmi Eyüboğlu(Cam rölyefli tablo), 12-Gülsün Erbil(Mistik Şemşi-li ağ örgülü tablo), 13-Gülay Çallı(Tablo), 14-Raif Kalyoncu(Y.B. Tablo), 15-Birce Yıldız Birdinç(Y.B. Tablo), 16-Selman Uzun(Y.B. Tablo), 17-Rasim Çubukçu(Hanımlar Tablosu), 18-Aşan Cora(Y.B. Tablo), 19-Elif Karadayı(Y.B. Tablo), 20-Dilek dindar(Y.B. Tablo: Uğru Böcekleri), 21-Yusuf Enveroğlu Alizade(Y.B. Tablo), 22-Meher bayramoğlu(Y.B. Tablo), 23-Yasemin Lümalı(Y.B. Tablo), 24-Abid Güner (Y.B. Tablo: Orman Manzarası), 25-M. Kemal Çetinel(Komp-Çıplaklar), 26-Meltem Sabriye Özcan(Y.B. Tablo), 27-Serdar Yılmaz(Y.B. Tablo), 28-Nursel B Sökmenayram(Y.B. Tablo. Çıplak adam), 29-Halil Baş(Y.B. Tablo), 30-Mürüvvet Ay(Y.B. Tablo), 31-Günay Aral(Y.B. Tablo), 32-Sezgin Yüksel(Kuşlar Motf), 33-Güler Genç Erol(Kız), 34- Semra Sağlam(Y.B. Tablo), 35-Mansur Caferov(Y.B. Tablo: insanlar),36-…(Soyut Resim), 37-Arif Askerov(Y.B. Tablo), 38-Elif Soyer(Y.B. Tablo), 39-M. Hikmet Malkoç(Y.B. Tablo), 40-Ali Asker Bal(Y.B. Tablo), 41-Ceyhan Murathan(Y.B. Tablo: Karadeniz yaşantısından kesitler), 42-Leyla Afacan Kodaman(Y.B. Tablo), 43-Behice İskender( Atatürk), 44-Kenan Demir( Yük taşıyan kadınlar), 45-Seda Üngün(Y.B. Tablo), 46-Y. Öçay(Y.B. Tablo: Kelebek)’ın tablo resim ve heykelleri sergilenmiştir.


HABER: Muhammet Yavruoğlu

ORDULU SANATÇILARDAN TRABZON’DA RESİM SERGİSİ

Ordulu ÖRSEV üyesi 16 Sanatçı, Trabzon’da Resim Sergisi Açtı




Fotoğraftakiler: Hüsnü Yakın, Talip Sezer, Emin Öztürk(Dernek Bşk.) ve Banu Atabay;  
FOTO: MUHAMMET YAVRUOĞLU
Ordu Plastik Sanatlar Derneği’nin Trabzon Resim Sergisi; bugün(22.10.2010 Cuma) Saat: 17.30’da Trabzon Eski Valilik Binasındaki Trabzon İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne ait Güzel Sanatlar Galerisi’nde açıldı.

Yoğun bir katılımın olduğu bildirilen sergide Ordulu 16 profesyonel Sanatçıya ait toplam 120 eser yer aldı. Sergi 22 Ekim – 04 Kasım tarihleri arasında sanatseverler tarafından gezilebilecek.

Sergiye de katılan Trabzon Valisi Dr. Recep Kızılcık, Ordu'dan göç eden etnik grupların resmedildiği eserlerle ilgili soru üzerine,

''Her şeyden önce sanat gerçekten dinlendirici ve çok çığır açıcı, düşünce açıcı bir uğraş. Yüzyıllardır bu topraklarda rengi, felsefi düşüncesi, inancı farklı olmakla birlikte hep beraber yaşamışız ve ortaya bir medeniyet çıkmış. Biz buyuz. Biz bu farklılıklarımız ile güzeliz ve güçlüyüz'' dedi.


Fotoğraftakiler: Hüsnü Yakın, Talip Sezer, Emin Öztürk(Dernek Bşk.) ve Banu Atabay;
FOTO: MUHAMMET YAVRUOĞLU
FOTO: MuhamFOTOfotmet YAVRUOĞLU  
Sergide tablo resim, grafik tasarım ve illüstrasyon(bezeme) gibi farklı sanat eserleri sergileniyor. Sergi hakkında konuşan Dernek Başkanı Emin Öztürk:
Serginin ilkini İstanbul’da, ikincisini Batum’da, üçüncüsünü de şimdi Trabzon’da açtık.

22 Ekim 2010 Cuma günü 17.30’da Trabzon eski vali Konağında yer alan Trabzon İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ne ait Trabzon Güzel Sanatlar Sanat Galerisinde açtığımız sergimizi halkımızın beğenisine sunduk. 16 sanatçımıza ait toplam 120 eserin sergilendiği sergimiz iki hafta boyunca açık kalacak.

Bu sergimizin ardından Yunanistan’ın başkenti Atina’da sergimizi açacağız” dedi.


Bu Sergiyi önemli yapan Karadeniz Plastik Sanatlar Derneğinin Anadolu Sergileri kapsamındaki birçok ilde planlanmış sergilerin ilkinin ilimizde olması.
Bunun dışında Dernek bünyesinde çalışmalarını sürdüren Türk Resim Sanatında isim olmuş önemli sanatçıların orijinal eserlerini görmek çok önemsenecek bir durum. Karadeniz Plastik Sanatlar Derneği bünyesinde birçok sanatçı aktif olarak etkinlikler yapmaktadır.

Öncelikli olarak Sergide dernek üyelerinden 16 Sanatçının 120 eseri bulunmaktadır. Sergide çalışmaları bulunan üyelerden Farklı üniversitede Güzel Sanatlar fakülteleri ve Resim bölümlerinde aktif olarak öğretim emekli olan hocaların yanında isminden söz ettiren gençlerde bulunmaktadır.

Katılan sanatçıların her biri Türk sanatında yer edinmiş kişilerden oluşmakta ama özellikle birkaç isimden söz etmek gerekirse öncelikli olarak Marmara Üniversitesi Resim bölümünden Prof. unvanıyla emekli olan Ali Candaş'dan söz etmek gerek. 1940 Trabzon doğumlu sanatçı, 1965’li yıllarda Ordu Perşembe Öğretmen Okulu' resim-İş öğretmenliğine yaptı ve 1971 yılında ilk kişisel sergisini bu şehirde açtı.

Bu günlerde Türk Resim Sanatının en büyük isminin çalışmasının ilimizde sergilenmesi önemli bir ayrıntıdır.

Bir diğer isim ise Abit Güner'dir. Güner, üzerinde söz edilmesi gereken bir başka sanatçıdır. 1947 yılında Trabzon doğumlu sanatçı halen çalışmalarını Trabzon'da, kendi atölyesinde sürdürmekte ve hiperrealizm anlayışındaki natürmortları ismini uluslararası sanat camiada haklı bir yere yazdırmış bir sanatçı. Birçok kurum ve koleksiyonda eserleri olan sanatçı birçok kişisel ve karma sergiye katılmış büyük bir usta.

Dünyaca ünlü Türk Karikatür ve Grafik Sanatçısı, 1954 yılında Mesudiye'de doğan, 23'ü uluslararası olmak üzere, toplam 64 ödülün sahibi Gürbüz Doğan Ekşioğlu’nun da sergide eserleri bulunuyor. Ekşioğlu’nun eserlerinden;
Bir kuşun kendisine yuva yapması için bir ağacı kökünden söküp götürdüğü çalışmadan, kafes içinde uçan kuşun özgür olmadığının anlatılmasına kadar her ölçüde resim bulunuyor.

Beli bağlı bir kuşun uçması da kısıtlanmış özgürlüğü gösteriyor. Yeşilin, ormanın, her tarafın yok edilmesinden sonra oluşturulan yapay bir havuz ise sonu olmayan suni bir güzelliğe dikkat çekiyor. Yani, dünyayı önce kendi elimizle yok ediyoruz, sonra da suni bir çalışma içine giriyoruz.
Bir başka eserde de, özgür kuşla özgür olmayan kuş arasındaki eşitliği de görebiliyoruz. Dengenin aynı olduğunu ve özgür olan kuşun bile özgür olamadığını anlıyoruz.

Sergide eseri olan sanatçılardan Önder Aydın ise 1955 Perşembe doğumlu Ömer Aydın 1979 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü'nden mezun oldu. Daha sonra lisansını tamamladı. Uzun yıllar sanat eğitimciliği yaptı, çocuk kitapları resimledi. Ulusal ve Uluslararası Sanat Festivallerinde eserleri sergilendi. Çalışmaları hakkında kitap, ansiklopedik sözlük, sanat dergisi, katalog ve basında çok sayıda röportaj ile değerlendirme yazıları yayınlandı.
Sanatçının resimlerinin esin kaynağı, Anadolu uygarlıklarına ait heykeller, mozaikler, rölyefler, fresko ve lahitler'dir. Resimlerinde Fantastik ve sürrealizme yakın bir anlatımı olan Önder Aydın 20 kişisel sergi 250’nin üzerende ise karma sergiye katıldı.

İçlerinde Ordu Valiliğinde olan birçok kurum, kuruluş müze ve koleksiyonda eserleri olan sanatçı çalışmalarını Ankara'da kendi atölyesinde sürdürmektedir ve halen Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı'dır.


Sergide birbirinden önemli 16 sanatçı eserleriyle düş ve sanat dünyalarını keşfetmeniz için sizleri, değerli sanatseverleri bekliyor.


HABER ve FOTOĞRAF: Muhammet YAVRUOĞLU

SERGİDEN BAZI FOTOĞRAFLAR: